Metalar,
bir yararlılığı olan ve bireysel ya da toplumsal bir ihtiyacı gideren ürünler
olarak, değişim amacıyla üretilirler. Bunun anlamı şudur ki; bir emek ürünü
olarak her meta, satılmak üzere üretilir ve tüketicisinin eline değişim
sürecinden geçerek ulaşır.
Meta
üretimi, sadece kapitalizme özgü değildir. Kapitalizm öncesi biçimlerde de meta
üretimi vardı. Ancak kapitalizm öncesi biçimlerde, genelleşmiş değildi ve
istisnai bir durumdu. Kapitalist toplumda ise, istisna olmaktan çıkarak,
üretimin genel biçimi halini almıştır. Bu yönüyle kapitalist üretim biçimini
önceki biçimlerden ayıran; meta üretiminin toplumsal ölçekte genelleşmiş
olmasıdır.
Meta,
her şeyden önce bizim dışımızda var olan ve bir gereksinimi gideren yararlı bir
üründür. Bu gereksinim, ister fiziksel isterse zihinsel olsun, özünde bir fark
yaratmaz. Palto soğuktan korur, ekmek açlığı giderir, duvarda asılı bir tablo
ise estetik ya da ruhsal bir doyum sağlar. Yani farklı gereksinimleri giderir.
“Bu gereksinmelerin niteliği, örneğin ister mideden, ister hayalden çıkmış olsun,
bir şey değiştirmez.” [1]
Dolayısıyla meta, insanın farklı niteliklerdeki gereksinimlerini gideren bir
şeydir.
Gereksinimler,
insan için yaşamsal zorunluluklarını giderebilecek ürünler olabileceği gibi,
bireye ruhsal doyum sağlayan ürünler de olabilir. Nitelik olarak farklı
olmalarına karşın, her ikisi de bir ihtiyacın giderilmesini sağlar. Bu nedenle
gereksinmeleri gideren her şey, onu kullanan için yararlıdır.
Bir
ürünün yararlılığı, o ürüne kullanım değeri özelliği kazandırır. Bu nedenle bir
ürün, bir gereksinime karşılık geldiği ölçüde kullanım değerine sahiptir. Meta,
kullanım değeri özelliği olan bir ürün olarak var olur. Ama kullanım değeri,
metada ölü bir özellik olarak vardır ve meta, gereksinim gidermek için
kullanılmadığı ölçüde kullanım değeri açığa çıkmaz. Kullanım değerinin açığa
çıkması için meta kullanılmak üzere, ona ihtiyacı olanın eline geçmesi gerekir.
Bu da, metanın değişimden geçmesiyle olanaklı hale gelir.
Değişim
değeri, metanın bir başka özelliğidir ve “metaların birbirleriyle gerçek
ilişkisi, onların değişim sürecidir.” [2] Meta
olarak üretilen her ürün, bir başkası için üretilmiştir. Meta olarak üretilen
her ürün, üreticinin kendisi için değil, başkaları için üretilir. Değişim
alanından geçerek, ihtiyaç sahibine ulaşır ve gereksinim giderir.
Bir
meta değişimden geçmeden, onda bulunan kullanım değeri gerçekleşemez. Başka bir
deyişle, kullanım değerinin açığa çıkması için önce değişimden geçmesi gerekir.
Ancak her üretilen ürün, değişim ilişkisine girmez; zaten o, değişim için de
üretilmemiştir. Örneğin, bahçesinde domates yetiştiren bir aile, ürettiği
domatesi ailenin ihtiyacı için kullandığında meta üretmiş olmaz. Çünkü bu
üretim, başkaları için değil, ailenin doğrudan kendi tüketimi için
üretilmiştir. Pazar için üretilmemiştir.
Bu
nedenle, kendi tüketimi için üretim yapan küçük üreticiler, meta üretmezler.
Ürettikleri ürün, kullanım değerine sahip olsa da, değişim sürecine
girmedikleri için değişim değeri kazanmaz ve meta niteliği taşımazlar. Zira
yalnızca kullanım değerine sahip olmak, bir nesneyi meta yapmaz. Bir emek
ürününün meta olabilmesi için, toplumun diğer üyelerinin gereksinimlerini
karşılamak için üretilmiş olmaları gerekir. Başka bir deyişle, üretilmiş bir
ürünün meta olabilmesi için, hem bir gereksinimi giderebilen kullanım değerine
sahip olması; hem de, değişim amacıyla başkasının gereksinimi için pazar
sunulması gerekir. Dolayısıyla meta, kullanım değeri taşıyan ve değişim için
üretilmiş bir üründür. Metalar, bir gereksinimi gidermeleriyle kullanım
değerine, başka metalarla değişilebilir olmalarıyla da değişim değerine
sahiptir.
Değişim
değerini bir soruyla açalım.
Metaları
karşı karşıya geldiklerinde onları, değişilir kılan şey nedir? Şu kadar
buğdayla bu kadar ayakkabıyı eşitleyen ve onları eş değerli olarak
değişilebilir kılan bir şey olmalıdır. Metaları değişilebilir kılan kullanım
değerleri olamaz. Çünkü kullanım değerleri çok çeşitlidir, farklı fiziksel
kimyasal özelliklere sahiptirler ve farklı türden gereksinmeleri giderirler.
Eğer ayakkabıyla buğday, buğdayla tütün, tütünle ceket değiştirilebiliyorsa; o
zaman, bu metaları değişilebilir kılan ortak öz olmalıdır ve bu öz, metanın
niceliğini ifade etmelidir. Zira değişilir olmak için, belirli miktarda
eşitlenmek gerekir.
Eğer
metalar, kullanım değeri özelliğiyle eşitlenemiyorsa, kullanım değerlerini
ortadan kaldıralım. Kullanım değerleri ortadan kaldırıldığında, geriye, yalnızca
üretilmiş olmaları; yani bir emek ürünü olmaları kalır. Kullanım değerlerinden
soyulan metalar, artık sadece bir emek ürünü olarak görünürler. Farklı kullanım
değerine sahip metalar (ayakkabı, altın, buğday, ceket vb), artık kullanım
değeri olma niteliklerini yitirirler. Bundan böyle onlar, soyut insan emeği
içerirler. Dolayısıyla, onları birbirleriyle eşitleyen ve değişilebilir şey,
onların belirli miktarda soyut emek içermeleridir. İşte metaları, değişilebilir
kılan şey bu insan emeğidir.
Emek,
bütün metaları birbiriyle karşılaştırılabilir kılar ve onların değişim
oranlarını belirler. Metalar, pazarda karşı karşıya geldiklerinde; onları
eşitleyen şey, içlerindeki maddeleşmiş olan emektir. Değişimi gerçekleştiren
bireyler, farkında olsun ya da olmasın metalarda somutlanan emeği eşitlerler,
değiştirirler. Herhangi bir metada somutlanan emek, o matanın diğer metalarla
hangi oranda değişileceğini belirleyen değeri oluşturur. Varsayalım bir çiftçi,
20 kilo buğdayı 4 saatlik çalışmayla, bir ayakkabı ustası da bir çift
ayakkabıyı 4 saatlik bir çalışmayla üretmiş olsun. Bu durumda her iki metada
da, eşit miktarda toplumsal emek zaman maddeleşmiştir. “Hepsinde ortak olan bu
toplumsal özün kristalleri olarak bakıldığında, bunlar - Değerdir.” [3] Bu
nedenle metalar, pazarda eşit değerler olarak karşı karşıya gelirler.
Değer,
kendisini değişim sürecinde; değişim değeri olarak ortaya koyar ve bütün
metalarda bulunan ortak özdür. Bir metada maddeleşen emek zaman, o metanın
diğer metalarla hangi oranda değişileceğini ortaya koyar. Yani metanın değerini
belirler. Bu değer, metalar birbirleriyle değişime girdiğinde değişim değeri
biçiminde görünür. Örneğimizdeki metalar, 4 saatlik emek zamanda üretilmiştir.
Bu nedenle pazarda eşitler olarak karşı karşıya gelirler. Onları eşitleyen şey,
onlara harcanan emek zamandır ve emek zamanın aynılığıdır, eşitliğidir.
Metalar, pazarda karşı karşıya geldiklerinde içerdikleri emek zaman eşit olduğu
ölçüde eş değerler olarak değişilirler. İçerdikleri emek zaman aynı,
dolayısıyla değerleri aynı; o halde değişilebilirler.
Kapitalist
toplumda üretim süreci, aynı zamanda bir değer yaratma sürecidir de. Üretim
sürecinde “işçi çalışırken, emeği devamlı dönüşüm içindedir; hareket olmaktan
çıkar, hareketsiz bir eşya halini alır; işçinin çalışması olmaktan çıkar, üretilen
bir şey halini alır.” [4]
Örneğimizde, 4 saatlik çalışmanın sonunda bu hareket, bir çift ayakkabıda, ya
da 20 kilo buğdayda temsil edilir. Yani 4 saatlik emek, bir çift ayakkabıda ya
da 20 kilo buğday içinde somutlanmış olur. İşçi 4 saat boyunca üretim sürecinde
emek gücü harcarken emeği metalarda maddeleşir.
Kapitalist
üretim biçiminden söz ettiğimize göre, işçinin emek gücün de meta olduğunu
vurgulayalım. İşçinin emek gücü de, alınıp satılabilen ve dolayısıyla, bir
değişim değeri (değeri) olan bir metadır. Emek pazarında, ücret biçimindeki
geçim ürünleriyle eşdeğerli değişim ilişkisine girer.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder