17 Temmuz 2026 Cuma

MESEM'ler: Sorun Uygulamada Değil, Sistemin Kendisinde


MESEM'ler üzerine söylenecek ne kaldı ki? Çocuk işçiliği, iş cinayetleri, emek sömürüsü, düşük ücretler, eğitimin piyasalaştırılması, ucuz emek gücü politikaları… Bu ve benzer olgular çokça dile getirildi. Raporlar hazırlandı, haberler yapıldı, akademik çalışmalar yayımlandı. Sendikalar ve sivil toplum kuruluşları da, en azından belirli ölçüde tepkilerini ortaya koydu. Buna rağmen MESEM'lerden geri adım atılmadı, atılmıyor. Neden geri adım atılsın ki?... Zira siyasal iktidar açısından, geri adım atmayı gerektirecek bir durum yoktur. Sorun varsa da, MESEM'lerin yapısında değil; uygulama sürecindeki eksikliklerde, işyerlerindeki ihmallerde ve denetim açıklarındadır. Bu yaklaşım, MESEM’in yapısal bir sorununu, uygulama eksikliklerine indirgemekte ve yapının kendisini tartışma dışı bırakmaktadır.

27 Haziran 2026 Cumartesi

“Emeğin Payı” Söyleminin Ötesinde: Kapitalist Üretim İlişkileri

Ekonomi alanında sıkça kullanılan söylemlerden biri “emeğin milli gelirden aldığı pay azalıyor” söylemidir. Bu ifade, işçilerin ücret biçimindeki gelirlerinin gerilemesini ve sermaye kesiminin toplam gelirden aldığı payın artmasını anlatmak için kullanılır. İşçinin yaşam koşullarının kötüleşmesi, adaletsiz bir bölüşüm ilişkisine bağlanır. Ne var ki bu yaklaşım, işçinin yaşam koşullarının kötüleşmesinin kaynağını, yalnızca gelir dağılımındaki paylaşım ilişkisinde gören bir yaklaşımdır. Oysa kapitalist toplumda işçi ile kapitalist arasında; yaratılmış değer üzerinden basit bir paylaşım ilişkisi söz konusu değildir. 

“Emeğin payı”, ilk bakışta uygun ve açıklayıcı bir söylem gibi görünür. Sanki toplumda, gönüllülük temelinde birlikte üretilen bir toplam değer vardır. Bu değer, işçilerle kapitalistler ve toplumun diğer kesimleri arasında bölüşülmektedir. Bu bölüşüm ilişkisi içerisinde de, işçinin aldığı pay giderek azalırken, kapitalistin aldığı pay ise giderek artmaktadır. Bu minvalde bölüşüm ilişkileri üzerinden kurulan yaklaşım; işçinin yaşam koşullarının kötüleşmesi sorununun özünü gölgede bırakmaktadır. Oysa sorunun özü, yaratılan değerin nasıl bölüşüldüğünden ziyade, bu değerin hangi toplumsal ilişkiler çerçevesinde üretildiğidir.

17 Haziran 2026 Çarşamba

İşçinin Tükenişi: Kapitalistin Kâr Hırsı mı, Sermayenin Zorunluluğu mu?

Kapitalist üretim biçiminde işçilerin, uzun çalışma saatlerine zorunlu bırakılması, aşırı çalıştırılmaları, çalışma koşullarının sağlığı bozacak biçimde örgütlenmesi ve bunların sonucunda erken yaşta hayattan koparılmaları yaygın bir durumdur. Bu durum, çoğu zaman bireysel kapitalistin kâr hırsıyla, açgözlülüğüyle ve doymak bilmeyen kazanma arzusuyla açıklanmaya çalışılır. Sömürünün sınır tanımayan ve işçi yaşamını hiçe sayan bu yönü; kapitalistin kötülüğüne, hırsına ya da doymak bilmez kâr arzusuna bağlanır. Oysa sorun, tek tek kapitalistlerin bireysel hırslarından, iyi ya da kötü olmalarından, doymak bilmezliklerinden ziyade; kapitalist üretim biçiminin kendi iç işleyişinden kaynaklanmaktadır. 

Kapitalist üretim biçiminde her sermayenin varlık koşulu, sürekli olarak kendisini yeniden üretmesine bağlıdır. Bu nedenle sermayenin bütün dürtüsü, yönelimi kendisini büyütecek olan artı değere ulaşmaktır. Her bireysel sermaye, bu amaçla üretim sürecine girer; ancak bu süreçten değerlenmiş olarak çıkması, sermayenin rekabet koşullarındaki durumuna bağlıdır. Zira rekabet baskısı altında her sermaye, maliyeti düşürmek ve üretim sürecinde daha fazla artı değer çekmek zorundadır. Bu zorunluluk sermayeyi, canlı emeği daha yoğun sömürerek; kendisini büyütecek olan daha fazla artı değer yaratmaya yöneltir. Çünkü sermayenin varlığı, sürekli olarak artı değer yoluyla kendisini genişletmesine bağlıdır: “Sermaye ölü emektir, ve ancak vampir gibi canlı emeği emmekle yaşayabilir, ve ne kadar çok emek emerse, o kadar çok yaşar.” [1] 


14 Mayıs 2026 Perşembe

Kapitalizmde Eğitim ve İş İlişkisi: MESEM Örneği

Çocuğun eğitimi, insanlık tarihinin erken dönemlerinde; işin doğal bir parçasıydı. İş, insan ile doğa arasında gerçekleşen bir süreçti. İnsan bu süreçte doğayla etkileşim içerisinde madde alışverişinde bulunuyor ve bunu topluluk dolayımıyla gerçekleştiriyordu. Böylece hem bireyin, hem de topluluğun yeniden üretimi sağlanıyordu.

Bu topluluklarda çocuk, topluluğun yeniden üretimine doğrudan katılarak öğreniyordu. Avcılık, toplayıcılık ve topluluğun gelişmesine koşut basit tarım işlerinde; yaşlarına ve gelişimlerine uygun görevler üstleniyorlardı. Bilgi ve beceri doğrudan deneyimle kazanılırdı; çünkü topluluk yaşamının kendisi eğitimin bir parçasıydı. Bu anlamıyla, iş ve eğitim iç içeydi ve aralarında doğal bir birlik vardı. Çocuklar, bu doğallık içerisinde taklit, gözlem ve bizzat katılım yoluyla öğreniyordu. Bu erken tarihsel dönemde, çocuğun işe katılımı; sadece ekonomik bir faaliyet değil, topluluk yaşamına katılmanın ve öğrenmenin temel yollarından biriydi.

3 Mayıs 2026 Pazar

“Köle Tüccarı” Metaforundan Günümüze Çocuk Emeği Sömürüsünün Sürekliliği

 “Artık o bir köle tüccarı olmuştur” sözü, Karl Marx’ın kullandığı metaforik bir anlatımdır.

Bu ifade, makinelerin üretime girmesiyle birlikte; kadınların ve çocukların kitleler halinde üretim sürecine çekildiği tarihsel döneme işaret ediyor. Söz konusu bu dönem, makinelerin kapitalist kullanımının üretim süreçlerinde yaygınlaşmasıyla şekillenmiştir.

Üretimin makineleşmesi, yetişkin erkek işçinin bedensel gücüne olan ihtiyacı azaltmış; üretimi görece daha kolay kılmıştır. Böylece, daha az bedensel güç gerektiren işlerde kadın ve çocuk işçiliğine alan açılmıştır. Kadınlar ve çocuklar, kitlesel olarak açılan bu alanı doldurmuştur. Bu durum, üretim sürecindeki emek gücünün bileşimini, önemli ölçüde dönüştürmüştür.

12 Nisan 2026 Pazar

Kuralsız Sermaye, Emek Yağması

İnsana özgü olan emek süreci, insanın toplumu ve kendisini yeniden ürettiği bir süreçtir. Emek süreci, özünde yaratıcı bir süreçtir. İnsan bu süreçte beceri ve yeteneklerini, kendi ürettiği üründe somutlar. Bu yolla kişiliğini nesneleştirerek; kendisini gerçekleştirir. Bu nedenle emek harcamak, üretmek; özünde insana haz veren, onu doyuma ulaştıran yaratıcı bir faaliyettir.

Ne var ki sınıflı toplumlarla birlikte emek süreci, yaratıcı özünden koparak; emek sömürüsünün konusu haline gelmiştir. Böylece insana haz veren emek süreci, acı veren bir süreç haline dönüşmüştür. Kapitalist üretim biçimi ise bu dönüşümü daha da derinleştirerek genişletmiştir. İnsanın üretebilme potansiyeli olan emek gücünü metalaştırarak; insanı kendi emeğine yabancılaştırmış, emek sürecini insana acı veren bir zulüm süreci haline dönüştürmüştür.