Bu ifade, makinelerin üretime girmesiyle birlikte; kadınların ve
çocukların kitleler halinde üretim sürecine çekildiği tarihsel döneme işaret
ediyor. Söz konusu bu dönem, makinelerin kapitalist kullanımının üretim
süreçlerinde yaygınlaşmasıyla şekillenmiştir.
Üretimin makineleşmesi, yetişkin erkek işçinin bedensel gücüne olan ihtiyacı azaltmış; üretimi görece daha kolay kılmıştır. Böylece, daha az bedensel güç gerektiren işlerde kadın ve çocuk işçiliğine alan açılmıştır. Kadınlar ve çocuklar, kitlesel olarak açılan bu alanı doldurmuştur. Bu durum, üretim sürecindeki emek gücünün bileşimini, önemli ölçüde dönüştürmüştür.
Bu dönüşmenin en belirgin sonuçlarından birisi, yetişkin erkek işçinin; emek
gücü değerinde ortaya çıkan değişmedir. Kadın ve çocukların üretim sürecine
katılmasıyla birlikte; yetişkin işçinin bireysel emek gücünün değeri, aile
içerisinde bölünerek fiilen düşürülmüştür. Değerdeki bu düşme, işçinin emek
gücü değerinin parasal karşılığı olan; ücretinin de düşmesi anlamına gelir. Zira
ücret, emek gücü değerinin fiyatı olarak; belirli miktarda paradır. Önceden işçinin
aldığı ücret, kendisinin ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamaya yeterken; artık
bu ihtiyaçlar, bütün ailenin ücretiyle ancak karşılanabilir duruma gelmiştir.
Böylece ailenin ihtiyaçlarını karşılamak için bütün aile bireylerinin çalışması
zorunlu hale gelmiştir. Bu zorunluluk yetişkin işçiyi, yalnızca kendi emek
gücünü değil, çocuklarının emek gücünü de satmak zorunda bırakmıştır. Böylece
yetişkin işçi, kendi çocuklarının emek gücünü emek pazarına sunan bir satıcı
haline gelmiştir. Marx işte bu durumu, metaforik olarak “köle tüccarlığı”
benzetmesiyle ifade etmiştir: “Artık o bir köle tüccarı olmuştur.”
Tarih ilerledikçe, kapitalist üretim biçimi gelişmesini sürdürmüş; bu gelişmeyle
birlikte, daha yetkin makineler üretim sürecine girmiştir. İşçinin elinde kalan
bütün üretim aletleri makinenin parçasına dönüştüğü gibi; bedensel gücü ve
becerileri de makinenin bir işlevi haline gelmiştir. Böylece işçiler, yaş ve
cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, makinelerin sadece bir eklentisine dönüşmüştür. Bu
durum, işçi açısından; kendinde olanı sermayeye devrettiği yıkıcı bir süreci
ifade eder. Bu sürecin, en ağır ve yıkıcı sonucu ise, çocuklar üzerinde
gerçekleşmiştir. Çünkü henüz vücut gelişimini tamamlamamış çocuklar, üretim
sürecinin en kolay en yoğun sömürülebilir emek kesimini oluşturuyordu. Bu durum
çocukları, kapitalist için daha düşük maliyetle çalıştırabileceği emek gücü
kaynağı haline getirmiştir. Böylece kapitalistler, kendi aralarındaki
rekabetin de etkisiyle, yetişkin işçi yerine, aynı işi yapabilecek çocuklara
yöneldiler. Nasıl yönelmesinler ki? Çocuklar, daha düşük ücretle
çalıştırılabilmekte ve daha kolay denetim altına alınabilmektedir. Üstelik baskıya
karşı duramamakta, ağır ve kölece çalışma koşullarına daha kolay boyun
eğmektedirler. Bu yönleriyle çocuklar, kapitalistin kâr iştahını kamçılayan;
son derece elverişli bir emek sömürüsü kaynağıdırlar.
Kapitalde, çocuk emeğinin
kapitalist için nasıl “iştah açıcı” bir sömürü kaynağı olduğuna değinen Marx;
çocukların gece çalıştırılmasının yasaklanmasına karşı çıkan bir fabrika
sahibinden alıntı yapıyor: “18 yaşından küçük çocukların gece çalıştırmaları
önlenmekle büyük güçlükler doğacak, bunların başlıcası, çocuk yerine erkek
çalıştırmakla masrafların artması olacak.”[1] Bu ifade
kapitalistin bakış açısını açıkça ortaya koyuyor. Kapitalistin buradaki temel
kaygısı, çocuk işçi yerine yetişkin işçi çalıştırmanın getireceği ek maliyet
kaygısıdır. Kapitalistin bu kaygısı, anlaşılabilir bir durumdur. Zira
kapitalist için üretimde belirleyici olan, düşük maliyetli üretim ve sonucunda
gelecek olan yüksek kârdır. Çocuğun yaşadığı travma, bozulan sağlığı, eğitimden
uzak kalışı ve giderek; iş kazalarında yaşamlarını kaybetmeleri kapitalistin
ilgi alanına girmez.
Marx başka bir
alıntıyla, çocuk işçi aranırken verilen ilanların; geçmişte Amerika’da, köle aranırken
verilen ilanlarla olan benzerliğine dikkat çeker. Fabrika denetmeninden şu
alıntıyı aktarır: “12 ile 20 yaşlar arasında gençler aranıyor; 13 yaşından küçük
görünmemeleri şarttır.”[2] Bu şart, kapitalistin
yürürlükteki yasanın sınırını aşma çabasını göstermektedir. Zira 13 yaşından
küçük çocukların çalışma süreleri, yasal olarak sınırlandırılmıştır. Kapitalist
ise bu sınırı, çocuğun görünüşü üzerinden fiilen aşmak istiyor. Niyeti, uzun
saatler geceli gündüzlü çalıştırmaktır. Amacı ise, sömürü çocuk emeği üzerinden
sürsün; kârı artsın, sermayesi değerlenerek büyümesini sürdürsün.
Kapitalist üretimim erken
dönemlerinde görülen; bu çocuk işçiliği pratikleri tarihte kalmış değildir.
Bugün de çocuk işçiliği üzerinden, emek sömürüsü varlığını sürdürmektedir. Daha
çok da emek yoğun sektörlerde, tarım alanlarında, ev eksenli işlerde, küçük
atölyelerde ve kayıt dışı alanlarda kendini göstermektedir. Dünyada milyonlarca
çocuk bu alanlarda, küçücük bedenleriyle ucuz emek gücü olarak çalıştırılmakta;
sermayenin değerlenmesine katılmaktadır. Hükmünü sürdüren kapitalist üretim
ilişkisi bugün de, çocuk işçiliğine alan açmayı sürdürürken; kişileşmiş sermaye
olan kapitalistler de, çocuk emeğinden yararlanmak için bu alanı
doldurmaktadır.
Peki ya Marx’ın, yetişkin
erkek işçi için kullandığı, “artık o bir köle tüccarı olmuştur” metaforu;
bugün anlamını yitirmiş midir? Hayır, bu metafor bugün de geçerliliğini
korumaktadır. Bugün de çocuklar, büyük ölçüde aileleri aracılığıyla üretim
alanlarına sürülmektedir. Üstelik bu sürgün, yoksulluğun, geçinebilme
baskısının artmasıyla daha da yoğunlaşmaktadır. Bu durum kuşkusuz ki,
çoğunlukla yoksullaşmanın dayattığı zorunluluğun bir sonucudur. Bu zorunluluğun
dayatmasıyla aileler, kendi emek güçlerinin yanında; çocuklarının emek gücünü
de fiilen emek pazarına sürmek zorunda kalmaktadır.
Bu zorunluluğun
temelinde, kapitalist üretim ilişkilerinin sürekli olarak yeniden ürettiği
yoksullaşma yatmaktadır. Zira üretim süreçlerinde yaygınlaşan ve yetkinleşen
makineleşme, üretkenliği artırarak sömürüyü derinleştirdi; ancak yoksullaşmayı
ve dolayısıyla geçim sorununu ortadan kaldırmadı. Tersine onu, sürekli olarak
yeniden üretti ve üretiyor. Bu nedenle de çocuk işçiliği, kapitalist üretim
biçiminin dönemsel ihtiyacı olarak değil, yapısal ihtiyacı olarak ortaya
çıkıyor. Bu çerçevede aileler de, çocuklarının emek gücünü emek pazarına sunan
bir aracıya dönüşüyor. Çocuklarının emek gücü satıcıları olma konumlarını
sürdürüyor.
Son olarak belirtelim ki,
yoksullaşmanın dayattığı zorunluluk, çocuk işçiliğine, ailelerin geçinme
sorununun ürettiği “gönüllülük” görünümü üzerinden, dolaylı olarak meşruluk
üretme potansiyeli de taşımaktadır. Böylece yoksulluğun ürettiği zorunluluk,
çocuk işçiliğini bir tercihmiş gibi görünen kabule dönüştürebilmektedir.
[1] Karl Marx, Kapital I, 1. Baskı, Sol Yayınları, s
275
[2] Karl Marx, Kapital I, 1. Baskı, Sol Yayınlar, s.
409

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder