3 Mayıs 2026 Pazar

“Köle Tüccarı” Metaforundan Günümüze Çocuk Emeği Sömürüsünün Sürekliliği

 “Artık o bir köle tüccarı olmuştur” sözü, Karl Marx’ın kullandığı metaforik bir anlatımdır.

Bu ifade, makinelerin üretime girmesiyle birlikte; kadınların ve çocukların kitleler halinde üretim sürecine çekildiği tarihsel döneme işaret ediyor. Söz konusu bu dönem, makinelerin kapitalist kullanımının üretim süreçlerinde yaygınlaşmasıyla şekillenmiştir.

Üretimin makineleşmesi, yetişkin erkek işçinin bedensel gücüne olan ihtiyacı azaltmış; üretimi görece daha kolay kılmıştır. Böylece, daha az bedensel güç gerektiren işlerde kadın ve çocuk işçiliğine alan açılmıştır. Kadınlar ve çocuklar, kitlesel olarak açılan bu alanı doldurmuştur. Bu durum, üretim sürecindeki emek gücünün bileşimini, önemli ölçüde dönüştürmüştür.

Bu dönüşmenin en belirgin sonuçlarından birisi, yetişkin erkek işçinin; emek gücü değerinde ortaya çıkan değişmedir. Kadın ve çocukların üretim sürecine katılmasıyla birlikte; yetişkin işçinin bireysel emek gücünün değeri, aile içerisinde bölünerek fiilen düşürülmüştür. Değerdeki bu düşme, işçinin emek gücü değerinin parasal karşılığı olan; ücretinin de düşmesi anlamına gelir. Zira ücret, emek gücü değerinin fiyatı olarak; belirli miktarda paradır. Önceden işçinin aldığı ücret, kendisinin ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamaya yeterken; artık bu ihtiyaçlar, bütün ailenin ücretiyle ancak karşılanabilir duruma gelmiştir. Böylece ailenin ihtiyaçlarını karşılamak için bütün aile bireylerinin çalışması zorunlu hale gelmiştir. Bu zorunluluk yetişkin işçiyi, yalnızca kendi emek gücünü değil, çocuklarının emek gücünü de satmak zorunda bırakmıştır. Böylece yetişkin işçi, kendi çocuklarının emek gücünü emek pazarına sunan bir satıcı haline gelmiştir. Marx işte bu durumu, metaforik olarak “köle tüccarlığı” benzetmesiyle ifade etmiştir: “Artık o bir köle tüccarı olmuştur.” 

Tarih ilerledikçe, kapitalist üretim biçimi gelişmesini sürdürmüş; bu gelişmeyle birlikte, daha yetkin makineler üretim sürecine girmiştir. İşçinin elinde kalan bütün üretim aletleri makinenin parçasına dönüştüğü gibi; bedensel gücü ve becerileri de makinenin bir işlevi haline gelmiştir. Böylece işçiler, yaş ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, makinelerin sadece bir eklentisine dönüşmüştür. Bu durum, işçi açısından; kendinde olanı sermayeye devrettiği yıkıcı bir süreci ifade eder. Bu sürecin, en ağır ve yıkıcı sonucu ise, çocuklar üzerinde gerçekleşmiştir. Çünkü henüz vücut gelişimini tamamlamamış çocuklar, üretim sürecinin en kolay en yoğun sömürülebilir emek kesimini oluşturuyordu. Bu durum çocukları, kapitalist için daha düşük maliyetle çalıştırabileceği emek gücü kaynağı haline getirmiştir. Böylece kapitalistler, kendi aralarındaki rekabetin de etkisiyle, yetişkin işçi yerine, aynı işi yapabilecek çocuklara yöneldiler. Nasıl yönelmesinler ki? Çocuklar, daha düşük ücretle çalıştırılabilmekte ve daha kolay denetim altına alınabilmektedir. Üstelik baskıya karşı duramamakta, ağır ve kölece çalışma koşullarına daha kolay boyun eğmektedirler. Bu yönleriyle çocuklar, kapitalistin kâr iştahını kamçılayan; son derece elverişli bir emek sömürüsü kaynağıdırlar.

Kapitalde, çocuk emeğinin kapitalist için nasıl “iştah açıcı” bir sömürü kaynağı olduğuna değinen Marx; çocukların gece çalıştırılmasının yasaklanmasına karşı çıkan bir fabrika sahibinden alıntı yapıyor: “18 yaşından küçük çocukların gece çalıştırmaları önlenmekle büyük güçlükler doğacak, bunların başlıcası, çocuk yerine erkek çalıştırmakla masrafların artması olacak.”(1) Bu ifade kapitalistin bakış açısını açıkça ortaya koyuyor. Kapitalistin buradaki temel kaygısı, çocuk işçi yerine yetişkin işçi çalıştırmanın getireceği ek maliyet kaygısıdır. Kapitalistin bu kaygısı, anlaşılabilir bir durumdur. Zira kapitalist için üretimde belirleyici olan, düşük maliyetli üretim ve sonucunda gelecek olan yüksek kârdır. Çocuğun yaşadığı travma, bozulan sağlığı, eğitimden uzak kalışı ve giderek; iş kazalarında yaşamlarını kaybetmeleri kapitalistin ilgi alanına girmez.

Marx başka bir alıntıyla, çocuk işçi aranırken verilen ilanların; geçmişte Amerika’da, köle aranırken verilen ilanlarla olan benzerliğine dikkat çeker. Fabrika denetmeninden şu alıntıyı aktarır: “12 ile 20 yaşlar arasında gençler aranıyor; 13 yaşından küçük görünmemeleri şarttır.”(2) Bu şart, kapitalistin yürürlükteki yasanın sınırını aşma çabasını göstermektedir. Zira 13 yaşından küçük çocukların çalışma süreleri, yasal olarak sınırlandırılmıştır. Kapitalist ise bu sınırı, çocuğun görünüşü üzerinden fiilen aşmak istiyor. Niyeti, uzun saatler geceli gündüzlü çalıştırmaktır. Amacı ise, sömürü çocuk emeği üzerinden sürsün; kârı artsın, sermayesi değerlenerek büyümesini sürdürsün.

Kapitalist üretimim erken dönemlerinde görülen; bu çocuk işçiliği pratikleri tarihte kalmış değildir. Bugün de çocuk işçiliği üzerinden, emek sömürüsü varlığını sürdürmektedir. Daha çok da emek yoğun sektörlerde, tarım alanlarında, ev eksenli işlerde, küçük atölyelerde ve kayıt dışı alanlarda kendini göstermektedir. Dünyada milyonlarca çocuk bu alanlarda, küçücük bedenleriyle ucuz emek gücü olarak çalıştırılmakta; sermayenin değerlenmesine katılmaktadır. Hükmünü sürdüren kapitalist üretim ilişkisi bugün de, çocuk işçiliğine alan açmayı sürdürürken; kişileşmiş sermaye olan kapitalistler de, çocuk emeğinden yararlanmak için bu alanı doldurmaktadır.

Peki ya Marx’ın, yetişkin erkek işçi için kullandığı, “artık o bir köle tüccarı olmuştur” metaforu; bugün anlamını yitirmiş midir? Hayır, bu metafor bugün de geçerliliğini korumaktadır. Bugün de çocuklar, büyük ölçüde aileleri aracılığıyla üretim alanlarına sürülmektedir. Üstelik bu sürgün, yoksulluğun, geçinebilme baskısının artmasıyla daha da yoğunlaşmaktadır. Bu durum kuşkusuz ki, çoğunlukla yoksullaşmanın dayattığı zorunluluğun bir sonucudur. Bu zorunluluğun dayatmasıyla aileler, kendi emek güçlerinin yanında; çocuklarının emek gücünü de fiilen emek pazarına sürmek zorunda kalmaktadır.

Bu zorunluluğun temelinde, kapitalist üretim ilişkilerinin sürekli olarak yeniden ürettiği yoksullaşma yatmaktadır. Zira üretim süreçlerinde yaygınlaşan ve yetkinleşen makineleşme, üretkenliği artırarak sömürüyü derinleştirdi; ancak yoksullaşmayı ve dolayısıyla geçim sorununu ortadan kaldırmadı. Tersine onu, sürekli olarak yeniden üretti ve üretiyor. Bu nedenle de çocuk işçiliği, kapitalist üretim biçiminin dönemsel ihtiyacı olarak değil, yapısal ihtiyacı olarak ortaya çıkıyor. Bu çerçevede aileler de, çocuklarının emek gücünü emek pazarına sunan bir aracıya dönüşüyor. Çocuklarının emek gücü satıcıları olma konumlarını sürdürüyor.

Son olarak belirtelim ki, yoksullaşmanın dayattığı zorunluluk, çocuk işçiliğine, ailelerin geçinme sorununun ürettiği “gönüllülük” görünümü üzerinden, dolaylı olarak meşruluk üretme potansiyeli de taşımaktadır. Böylece yoksulluğun ürettiği zorunluluk, çocuk işçiliğini bir tercihmiş gibi görünen kabule dönüştürebilmektedir.


1-     Karl Marx, Kapital 1, Sayfa 275, 1. Baskı, Sol Yayınları

2-     Karl Marx, Kapital 1, Sayfa 409, 1. Baskı, Sol Yayınları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder