kapitalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kapitalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2019 Pazar

Aile ve Sermaye Arasında Kadın Emeğinin İkili İşlevi

Kapitalist toplumda kadın, emeğini iki farklı biçimde ortaya koyar. İlkinde aile içerisinde, ev içi faaliyetler yoluyla ailenin yeniden üretimini sağlar. Bu emek ücretli değildir; doğrudan değişim değeri ve artı değer üretmez. Ama çalışan işçinin, tüketilen emek gününün ve aile yaşamının yeniden üretilmesine dolaylı olarak katkıda bulunur. İkincisinde ise kadın, emek gücünü bir ücret karşılığında satarak; üretim sürecine katılır. Bu süreçte de, diğer işçiler gibi hem değer, hem de sermayenin değerlenmesini sağlayan artı değer üretir.

 Bu iki emek biçimi de, sermayenin yeniden üretiminden bağımsız değildir. 

21 Ekim 2018 Pazar

Kâr Oranlarının Düşmesi Yasasını, Eğilim Haline Dönüştüren Etmenler

Kapitalist üretimin temel amacı artı değerdir, yani değerin fiyat ifadesi olan kârdır. Kâra giden yol, acımasız rekabet ortamından geçer. Bu ortamda her kapitalist, rakibinden daha fazla kâr elde edebilmek için sömürüyü artırma çabası içerisine girer. 

Bunun için de, her yola başvurulur: İşçiye düşük ücret dayatılır, işgünü uzatılır, aynı zaman diliminde daha yoğun emek harcanması sağlanır. Üretim süreci, çok sıkı kontrol ve denetim altına alınır. İşçinin yemek ve mola zamanlarına kadar müdahale edilir. İşçinin insani ihtiyaçlarına da uzanan bu kontrol ve denetim, eninde sonunda gelir bir sınıra dayanır. Bu noktadan sonra kapitalist için geriye, emek üretkenliğini artıran daha gelişkin bir yönteme yönelmek kalır. 

27 Ağustos 2018 Pazartesi

Kapitalist Birikim Sürecinde Kâr Oranlarının Düşme Eğilimi

Kapitalizmin varlığı, sermayenin kendisini yeniden üretebilmesi ve birikimini sürdürebilmesine bağlıdır. Ne var ki, kapitalist üretim biçiminde sermayenin birikimi süreci sorunsuz değildir. Bu süreç derin çelişkiler içerir. Bu çelişkiler, kâr oranlarının düşmesi eğilimi yasasında açıkça görünür. Kâr oranlarının düşmesi, birikim sürecini sekteye uğratır. Böylece kapitalist üretim biçiminin sınırlı karakterini açığa çıkarır.

Üretim sürecinde işçiler üretim araçlarını kullanarak; ham maddeleri, tüketime hazır metalar haline dönüştürürler. Bu dönüştürme sürecinde, kullanılan üretim araçlarının ve ham maddelerin değeri ürüne aynen aktarılırken; ürüne yeni bir değer de katılır. Üretim araçlarının ve kullanılan ham maddelerin değeri, yeni ürüne aynen aktarıldığı için; değişmeyen sermaye (s) olarak adlandırılır. 

1 Şubat 2015 Pazar

Birinci Kuşak Marksistlerde Emperyalizm



“Neoliberalizm”, “küreselleşme”, “Yeni Dünya Düzeni” gibi kavramlar, birçok olguyu açıklama iddiasını taşımakla birlikte; aynı zamanda emperyalizmin aşıldığını ima eden kavramlardır.  Benzer biçimde “Yeniden Marx”, “Yeniden Marksizm”, “Marx geri döndü” gibi söylemler de farklı bir açıdan, emperyalizmin artık aşıldığını ima ediyor. Michael Hardt ve Antonio Negri ise açıkça emperyalizm yerine, “imparatorluk” kavramını ikame ederek, “Küreselleşme emperyalizmin sonudur” yaklaşımıyla bu  aşılmayı temellendirmeye çalışırlar. 

Emperyalizmin, yalnızca bir kavram olarak değil ama, pratikte de aşıldığı ileri sürülmüş ya da böyle düşünülmesi sağlanmak istenmiştir. Dünya’nın yaşadığı tüm sorunların sorumluluğu emperyalizme yüklenerek; kapitalizm aklanmak ve meşrulaştırılmak istenmiştir. Bugün emperyalizmi günah keçisine dönüştürüp, tarihin çöplüğüne atılması gerektiğini savunanlar; bilincinde olsun ya da olmasınlar, kapitalizmi tarihler üstü bir sistem olarak sunmaktadırlar.  Bunun anlamı çok açık: Kapitalizm tüm arızlarına karşın tarihsellikten uzak, geçici olmayan ve ölümsüzlüğe yazgılı bir sistemdir. Her zaman da var olacaktır. 

12 Ekim 2014 Pazar

Bölüşüm İlişkileri ve Üretim İlişkileri

Marx bu bölümde üretim ve bölüşüm ilişkilerinin tarihsel ve geçici olduğunu ve aynı zamanda birbirlerine bağımlılığını ortaya koyuyor.

Yıllık yeni eklenen emek tarafından, yeni eklenen değer; toplam üründen çekip ayrılabilen ve gelirin üç farklı biçimine giren değer olarak üç kısma ayrılır. Bu biçimler, yeni üretilmiş bu değerin bir kısmının emek gücü sahibine, bir kısmının sermaye sahibine, bir kısmını da toprak mülkiyeti sahibine ait olduğunu, ya da onların payına düştüğünü ifade eder. “Öyleyse bunlar, bölüşüm ilişkileri ya da biçimleridirler.”K-3-769 Demek ki, ücret, kâr ve rant bir bölüşüm ilişkisi biçimidir. 

Bu bölüşüm ilişkileri, yaygın bir görüş açısından, doğal ilişkiler şeklinde, her türlü toplumsal ilişkiler niteliğinden bağımsız olarak, insan üretim yasalarından doğar görünür. Ayrıca, kapitalizm öncesi biçimlerin, farklı bölüşüm biçimleri yadsınamaz lakin gelişmemiş, yetkinleşmemiş, henüz saf haline kavuşmamış ve doğal bölüşüm ilişkilerinin farklı görünüm almış biçimleri olarak yorumlanırlar.

Marx’a göre bu anlayışın tek doğru yanı, herhangi bir toplumsal üretimde,  üretilen emeğin ürünün; üretken biçimde tüketilen kısmı dışında, bireysel olarak tüketilen kısmı ile toplumun ihtiyacını karşılayacak artı bir kısmı olacaktır. Yani bireysel ihtiyacın dışında toplumun diğer ihtiyacı için gerekli emekten fazlası üretilecektir. “Ne var ki” diyor Marx, “biraz gelişmiş ve eleştirici bir zeka, bölüşüm ilişkilerinin tarih içerisinde gelişim niteliğini kabul eder”K-3-770 Oysa, onlar üretim ilişkilerinin değişmeyen niteliğine inatla sarılırlar.

30 Mayıs 2014 Cuma

Tüccar Sermayesi Konusunda Tarihsel Malzeme


Marx bu bölüme, iktisatçıların tüccar sermayesine, sanayi sermayesinin özel bir bölümü olarak bakan anlayışlarını eleştirerek başlıyor. Zira onlar, tüccar sermayesinin, sanayi sermayesinden bağımsızlaşan, değişmiş biçimleri olduklarını görmüyorlar. 

Öyle ki, Smith ve Ricardo gibi büyük iktisatçıların, sermayenin temel şekli olarak sanayi sermayesini irdelemelerinden ortaya çıkardıkları kurallar, tüccar sermayesini kapsamına almamaktadır. Tüccar sermayesini bütünüyle bir yana bırakıp, sadece sanayi sermayesinin bir türü olarak sözünü etmektedirler. Yani onları, bağımsız biçimleri içerisinde irdelememektedirler. Bu sermayeyi özel olarak irdelediklerindeyse, sadece Ricardo’nun, dış ticaret irdelemesinde yaptığı gibi, bu sermayenin değer yaratmadığını ortaya koymaya çalışmışlardır. Ne var ki diyor Marx, “dış ticaret için doğru olan şey iç, ticaret için de doğrudur.”K-3-285

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Para Ticaretiyle Uğraşan Sermaye


Sanayi sermayesi ve (sanayi sermayesinin dolaşım kısmını, kendi üzerine aldığı için) tüccar sermayesinin, dolaşım sürecinde paranın yapmış olduğu teknik hareketler, özel bir sermayenin işlevi olarak bağımsızlaştığında, bu sermaye, para ticaretiyle uğraşan sermaye haline gelir. Bu teknik işlemleri yerine getiren sermaye daima para biçiminde bulunur. Bağımsızlaşan para ticaretiyle uğraşan sermaye, Tüm sanayici ve tüccar kapitalist için, dolaşım sürecindeki hareketleri yerine getirir. O halde demek ki, “Toplam sermayenin belirli bir kısmı, kendisini geri kalan kısımdan bağımsızlaştırır ve kapitalist işlevi, yalnızca, tüm sanayici ve tüccar kapitalistler sınıfı için bu işlemleri yerine getirmekten ibaret bulunan, para-sermaye biçiminde onlardan ayrılır.”K-3-277 Bu hareketler, paranın korunması, ödeme ve tahsil etme işlemi, hesapların tutulması vb. işlemlerdir.

19 Mayıs 2014 Pazartesi

Ticari Kâr

Marx bu bölümde tüccar tarafından mata almak için yatırılan sermayenin, yatırdığı değişmeyen sermayesinin ve değişen sermayesinin durumunu irdeliyor.

Sermayenin dolaşım alanındaki saf işlevleri, yani metadan paraya ve paradan metaya başkalaşım işlevleri, ne değer ne de artı değer yaratır. Bu işlevi, ister sanayi kapitalisti kendisi yerine getirsin, isterse tüccar kapitalisti yerine getirsin hiçbir şey fark etmez. Satın almayla satma işi ne değer ne de artı değer yaratır. 

Demek ki, tüccar sermayesi, dolaşımdaki başkalaştırma işleviyle, ne değer ne de artı değer yaratmaktadır. Değer ve artı değer yaratmadığı gibi, kendi değerini de ürüne aktaramaz. Ama bütün bunlara karşın, tüccar sermayesi de, yeniden üretim sürecinin bir evresi olduğu için, çeşitli üretim alanlarında iş gören sermayeler gibi, yıllık ortalama kârdan payını almalıdır. Üstelik bu kâr, sanayi sermayesinin ortalama kârı kadar olmalıdır. Aksi durumda, yani tüccar sermayesinin ortalama karının az olması durumunda, tüccar sermayesinin bir kısmı, ticari alandan çekilip, sanayi sermayesine çevrilirdi. Ya da tüccar sermayesinin ortalama daha fazla kâr sağlaması durumunda, sanayi sermayesinin bir kısmı tüccar sermayesine çevrilirdi.

8 Mayıs 2014 Perşembe

Yasanın İç Çelişkilerinin Serimi

I.Genel

Kapitalist üretim biçiminde, kâr oranlarının düşme eğilimi yasasının da açığa çıkardığı gibi, sermayenin birikimi kendisini çelişkilerle ifade eder. Bir yanda birikimin zorunluluğu, bir yanda ise bu birikim için kullanılan yöntemin (emeğin üretkenliğinde artış) birikimin engeli haline gelmesi bu çelişkinin ifadesidir.

Toplam sermayenin, kendisini genişletme oranı ya da kâr oranı, kapitalist üretimin dürtüsüdür. Ne var ki kâr oranında düşme, yeni sermayelerin oluşmasını engeller ya da yeni sermayelerin oluşmasını yavaşlatır ve böylece sermayenin gelişmesinin engeli haline gelir. Öyle ki kâr oranlarındaki “bu düşme, aşırı üretimi, spekülasyonu, bunalımları ve artı nüfusla birlikte artı-sermayeyi besleyip büyütür.”K-3-215 Demek ki, kapitalist üretimin, başka bir deyişle sermayenin genişlemesinin bir sınırı vardır. Bu sınırı sermayenin kendisi, başka bir deyişle kapitalizmin kendisi koyar. Öyleyse kapitalizm de sınırları olan ve tarihsel bir sistemdir ve geçicidir. 

30 Nisan 2014 Çarşamba

KAR ORANININ DÜŞMESİ EĞİLİMİ YASASI - Yasanın Niteliği

Marx kapitalizmin gelişmesiyle birlikte, emek üretkenliğinin artması sunucu, kâr oranlarının düşme eğiliminde olduğunu düşünmektedir. Daha sonraki bölümde, ele alınacak olan, zıt yönlü etkilerin olmasına karşın, kâr oranı kapitalist gelişmeyle birlikte düşme eğilimindedir. Bu eğilimi şöyle gösteriyor Marx;

Ücretle işgününün veri kabul edildiği durumda, 100 lük bir değişen sermaye, belirli sayıda çalışan işçiyi temsil etsin ve 100 sterlin 100 işçinin haftalık ücreti olsun. Artı değer 0ranı, a/d = %100 olsun. Böyle bir durumda, yeni üretilen değer 200 sterlin olacaktır. Bunun 100 sterlini gerekli emek, 100 sterlini de artı emek olacaktır. Yani işçiler, kendi ücretlerinin yeniden üretimi için çalıştıkları kadar, kapitalistin artı değeri için de çalışacaklardır. Şimdi artı değer oranı değişmediğine göre, değişen sermaye de aynı kalacaktır. Bu durumda, değişmeyen sermayenin büyüklüğüne, dolayısıyla da toplam sermayenin büyüklüğüne bağlı olarak, farklı kâr oranları olacaktır. Şöyle ki;

s = 50
ve d = 100 ise
k' = 100/150
= %662/3
s = 100
ve d = 100 ise
k' = 100/200
= %50
s = 200
ve d = 100 ise
k'= 100/300
= %331/3
s = 300
ve d = 100 ise
k' = 100/400
= %25
s = 400
ve d = 100 ise
k' = 100/500
= %20 olur.




Tabloda aynı sayıda işçinin, giderek daha fazla değişmeyen sermayeyi harekete geçirdiği görülüyor. Bu durum, sermayenin teknik bileşiminin arttığı biçiminde de ifade edilebilir. Teknik bileşimin artıyor oluşu değer bileşiminin de artmasını sağlayacaktır. Böylece teknik bileşime bağlı bir değer artışı sermayenin organik bileşiminin yükselmesidir.  Bu durumda doğal olarak, kâr oranı azalacaktır. Çünkü aynı sayıda işçi, daha fazla makine kullanarak, daha fazla hammadde kullanır duruma gelecektir. Dolayısıyla oransal olarak emilen emek gücü azalacaktır.  

20 Nisan 2014 Pazar

Genel Kâr Oranının Rekabet Yoluyla Eşitlenmesi, Piyasa Fiyatları ve Piyasa Değerleri, Artı Kâr

Bazı üretim alanlarında kullanılan sermaye ortalama bileşime sahiptir. Yani bunların bileşimi, toplam toplumsal sermayenin ortalamasıyla neredeyse aynıdır. Bu durumda toplumsal ortalamayla aynı bileşime sahip üretim alanlarındaki üretim fiyatı, metanın değerinin para ifadesiyle aynıdır ya da neredeyse aynıdır. Rekabet, toplumsal sermayeyi çeşitli üretim alanlarına taksim ederek, her alandaki üretim fiyatlarını, ortalama bileşimli alandaki üretim fiyatına göre şekillendirir. Özcesi, tüm toplumsal sermayenin ortalaması, toplumsal ortalamayı verir. Sermaye bileşimi, toplumsal ortalama ile aynı olan üretim kollarında, üretim fiyatları değerlerle aynı olur. Marx’ın deyimiyle, “ortalama ya da ortalamaya yakın bileşimli sermayelerde üretim-fiyatı, demek ki, değerle aynı ya da neredeyse aynı ve kâr da, bu sermayelerce üretilen artı-değerle aynıdır. Bileşimleri ne olursa olsun, diğer bütün sermayeler, rekabetin baskısı altında bu ortalamaya doğru gelme eğilimindedir.”K-3-157   

17 Nisan 2014 Perşembe

Genel Bir Kâr Oranının Oluşması (Ortalama Kâr Oranı) ve Meta Değerlerinin Üretim Fiyatlarına Dönüşmesi

Marx, organik bileşimleri farklı olan ve toplam toplumsal sermayeyi oluşturan, beş ayrı üretim kolu ele alıyor. Artı değer oranlarını tüm üretim alanlarında aynı ( %100 ) kabul ediyor.  Sabit sermayenin aşınan yıpranan kısımlarının farklılığını bir yana bırakıp, değişmeyen sermayenin bütünüyle aktarıldığını varsayıyor. Ayrıca, devir sürelerindeki farklılığı da aynı (1 yıl ) olarak kabul ediyor. Marx bu varsayımlarla oluşturduğu, birinci tablosunda, organik bileşimleri farklılığından dolayı, ürünler kendi değerlerinden satılırsa, kar oranları da farklı olacağını belirliyor. Bunu tabloda görelim.
     
    Sermayeler
Artı-Değer Oranı
Artı-Değer
Ürünün Değeri
Kâr Oranı
    I. 80s+20d
%100
20
120
%20
    II. 70s + 30d
%100
30
130
%30
    III. 60s + 40d
%100
40
140
%40
    IV. 85s+ 15d
%100
15
115
%15
    V. 95s+ 5d
%100
5
105
%5
           
Oluşturulan bu tabloda, aynı sömürü oranına karşın, farklı organik bileşimlere tekabül eden, farklı kâr oranları elde edilmiştir. Demek ki metalar, kendi değerlerinden satılsaydı, tabloda görüldüğü gibi farklı kâr oranları olurdu. Hemen bir vurgu yapalım. Aslında bu durum kapitalizme aykırı durumdur. Zira böyle farklı kâr oranları olsaydı ya da farklı kâr oranlarıyla satılsaydı, kapitalizmden söz edemezdik.

12 Nisan 2014 Cumartesi

KARIN ORTALAMA KARA DÖNÜŞMESİ - Farklı Üretim Kollarında Farklı Sermaye Bileşimleri ve Kar Oranlarında Bundan İleri Gelen Farklılıklar

Marx, bundan önceki kısımda, artı değer oranı sabit kaldığı halde, kâr oranının değişebileceğini göstermişti. Bu bölümde Marx, bir ülkedeki bütün sanayi kollarında, artı değer oranı ve iş günü uzunluğunu aynı kabul ediyor. Zira Smith’in de ortaya koyduğu gibi, emeğin sömürülmesindeki bu farklılıklar, telafilerle dengelenir ve ayrıca bu farklılıklar geçici ve yok olandır. Örneğin iş günü, işçi sınıfı mücadelesiyle aynı duruma gelmektedir. Dolayısıyla genel bir incelemede bunların önemleri yoktur. Başka bir deyişle tüm kapitalizmin işleyişi açısından belirleyici değildir.

Diğer farklılıklardan; ücret farklılıkları, basit ve karmaşık emek arasındaki farka dayanır. Bunun sömürü yoğunluğuyla ilişkisi yoktur. Eğer karmaşık emeğe sahip olan biri, basit emeğe sahip olandan daha iyi ücret alıyorsa, onun emeği, aldığı fazla oranında, fazla artı değer üretir. “Ve, ücretler ile işgünlerinin ve dolayısıyla, farklı üretim alanları ve hatta aynı üretim alanındaki çeşitli sermaye yatırımları arasında artı-değer oranlarının eşitlenmesi, her türlü yerel engellerle frenlenmekle birlikte, kapitalist üretimin ilerlemesi ve bütün ekonomik koşulların bu üretim tarzının egemenliği altına girmesiyle gene de gitgide daha fazla ölçüde gerçekleşmektedir.” K-3-130 Dolayısıyla bu, kapitalist üretimin genel incelenmesinde gelip geçici olduğu için bir yana bırakılabilir.

5 Nisan 2014 Cumartesi

Fiyat Dalgalanmalarının Etkisi


I. Hammadde Fiyatlarında Dalgalanmalar ve Bunların Kar Oranı Üzerinde Doğrudan Etkileri

Artı değer oranında, değişme olmadığı var sayımıyla hareket ediliyor. Hammadde fiyatlarındaki değişme, değişmeyen sermayeyi etkiler ve dolayısıyla da, kâr oranını daima etkiler. Marx burada, yalnızca makinelerin üretiminde kullanılan, ya da makine üretimine hizmet eden yardımcı maddelerin, fiyat dalgalanmalarıyla değil, bunların, metaların üretim sürecine girmeleri ölçüsünde fiyatlardaki değişmelerle ilgilenmektedir. Burada bir de uyarı yapıyor. Hammaddelerin, doğal zenginliklerinin avantajının, kendini sermayenin bir doğurganlığı gibi gösterdiğini, bunun da ücret yüksekliği ya da düşüklüğünden bağımsız olarak, kâr oranını belirleyen etmenlerden olduğunu belirtiyor. 

4 Ocak 2014 Cumartesi

SÖZDE İLKEL BİRİKİM - İlkel Birikimin Sırrı

Sermaye birikimi, artı değerin varlığını, artı değer kapitalist üretimi, kapitalist üretimse, daha önceden bir miktar birikmiş sermaye ve emek gücünü gerektirir. Birikim için artı değer gerekir, ne var ki, artı değer için de sermaye olmak gerekir. İlkel birikim, sermayenin ilk birikimini anlatır. Bu birikimi sağlayan süreç, kişisel çalışmaya dayalı özel mülkiyetin (küçük üretici) tasfiyesine dayanan süreçtir. Başka bir deyişle, bu süreç, küçük üreticiyi özgür işçiye, küçük üreticinin araçlarını da sermayeye dönüştüren süreçtir.

11 Aralık 2013 Çarşamba

Makine ve Büyük Sanayi

Makinenin Gelişmesi

Emek üretkenliğini artıran, diğer şeyler gibi makine de, metaların ucuzlatılması ve gerekli emek zamanının kısaltılması yoluyla, artı emek zamanının uzatılması amacıyla kullanılır. “Kısacası makine, bir artı değer üretme aracıdır.”K-1-385 

26 Ağustos 2013 Pazartesi

Üretken Emek Anlayışının Sermaye ile İlişkilendirilmesi


Emek sürecine sonucu açısından bakıldığında tüm toplumsal sistemlerde emek süreci üretken süreç olarak görülür. Zira emeğin araçlarıyla birleşmiş olduğu her durumda bir ürünün ortaya çıktığını görürüz. Sürecin yararlı bir üründe sonlanması emeği üretken emek yapar. Burada emek yararlı yani gerekli emektir, emeğin ürünüde yararlı üründür. Bu biçimiyle üretken emek tanımı ilkel toplumlarda dahil tüm toplumsal sistemler de vardır denilebilir. Çünkü her toplum kendini yeniden üretebilmek için üretmek zorundadır. Bu bakış açısıyla her toplum, her üretim sistemi kendi üretken emek kavramına sahiptir. Marx ta emek sürecine sonucu açısından baktığında bu yaklaşımı kabul eder ve şöyle der: “Eğer emek-sürecinin tümünü, sonucu açısından, ürün açısından incelersek, hem araçların, hem de emek konusunun üretim araçları olduğu, ve emeğin kendisinin üretken bir emek olduğu açıkça görülür.” (K-1-197) Ne varki marx’ın ilgilendiği üretken emek bu değildir.