Ne var ki sınıflı toplumlarla birlikte emek süreci, yaratıcı özünden koparak; emek sömürüsünün konusu haline gelmiştir. Böylece insana haz veren emek süreci, acı veren bir süreç haline dönüşmüştür. Kapitalist üretim biçimi ise bu dönüşümü daha da derinleştirerek genişletmiştir. İnsanın üretebilme potansiyeli olan emek gücünü metalaştırarak; insanı kendi emeğine yabancılaştırmış, emek sürecini insana acı veren bir zulüm süreci haline dönüştürmüştür.
Bu süreçte insanın toplumu ve kendisini yeniden ürettiği emek, sermayenin kontrol ve denetiminde acımasızca sömürülmektedir. Emeğin sömürüsü üzerinden büyüyen sermaye, sermayeler arası rekabetçi ortamda; daha düşük maliyet ve daha fazla kâra ulaşabilmek için kuralsızlaşmakta hiçbir sakınca görmemektedir. Emek üzerindeki egemenliğini giderek artırırken, emek gücünü hoyratça tüketmekte; kural tanımaksızın emek yağmasına yol açmaktadır.
