Emekçiler, kırsal
alanda toprağından ve toprağını işleme araçlarından; kentlerde ise sahibi
oldukları üretim aletlerinden koparıldıklarında, artık gereksinimlerini kendileri
üretemeyecek duruma geldiler. Üretimin araçlarından, aletlerinden, üretimin
koşullarından ve üzerinde ürettikleri topraktan yoksun kalmak; gereksinimlerini
karşılamaktan da yoksun kalmaktı.
Emekçiler
üretemiyorlarsa, gereksinimlerini nasıl karşılayacaklardı?
Emekçileri, üretim
araçlarından ve aletlerinden koparan süreç; emekçinin çalışma kapasitesi olan
emek gücünü de satılabilir bir metaya dönüştürmüştü. Bu öyle bir metaydı ki,
başka hiçbir metada olmayan bir özelliğe sahipti. Bu meta, tüketildiğinde değer
üretebiliyordu. Emekçiler isterlerse, sahibi oldukları bu özel metayı satarak,
gereksinimlerini karşılayabilirlerdi. Tabi satmama özgürlükleri de vardı. Zira
emek gücü sahibi olarak, emek güçlerini istedikleri gibi tasarruf hakkına
sahiptiler. Ne var ki hukuki olan bu özgürlük, ekonomik olarak satma
zorunluluğunu da içerisinde barındırıyordu. Eğer emekçiler, emek gücü metasını
satmazlarsa gereksinimlerini karşılayamaz, varlıklarını sürdüremezlerdi. Böyle
bir zorunluluk içerisinde bulunan emekçiler, işçi kimliğine bürünerek emek gücü
metasını satışa çıkardılar.
.jpg)
