Kapitalist
sistemde; emekle sermaye arasındaki ilişki, sermayenin sömürüsüne dayalı bir
ilişkidir. Bu ilişki, kapitalist sınıfa zenginlik ve rahat bir hayat sunarken,
işçi sınıfına işsizlik, yoksulluk ve sefalet dayatır. “Dayatır” diyoruz, çünkü
kapitalist sömürü ilişkisi sermayenin, emek üzerindeki egemenliğine dayanır.
Bununla
da sınırlı kalmaz. Kölece çalışma koşullarının bir sonucu olarak ortaya çıkan;
meslek hastalıkları ve iş kazalarını, üretim sürecinin adeta sıradanı haline
getirir. Bu süreçte, işçi sınıfının bireyleri, sakat kalmakla, çalışma
gücünü kaybetmekle kalmaz; yaşamlarını da kaybeder.
Uluslararası
Çalışma Örgütü (İLO) verilerine göre her yıl dünya genelinde, 300 milyonun
üzerinde iş kazası meydana gelmekte ve her yıl 2 milyonun üzerinde işçi, iş
kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle yaşamını kaybetmektedir. Bu sayılar,
kuşkusuz ürkütücüdür. Ancak daha da ürkütücü olanı, sayıların arkasındaki derin
ve yıkıcı gerçekliktir. Bu gerçeklik, işçi sağlığı ve iş güvenliği sorununu
işçi sınıfının en yakıcı sorunlarından biri haline getirmektedir. Ne var ki bu
sorun karşısında önlem alması gerekenler; çoğu zaman görmezden gelmekte,
yeterli duyarlılığı göstermemektedir.
.jpg)