Kapitalist
sistemde; emekle sermaye arasındaki ilişki, sermayenin sömürüsüne dayalı bir
ilişkidir. Bu ilişki, kapitalist sınıfa zenginlik ve rahat bir hayat sunarken,
işçi sınıfına işsizlik, yoksulluk ve sefalet dayatır. “Dayatır” diyoruz, çünkü
kapitalist sömürü ilişkisi sermayenin, emek üzerindeki egemenliğine dayanır.
Uluslararası
Çalışma Örgütü (İLO) verilerine göre her yıl dünya genelinde, 300 milyonun üzerinde
iş kazası meydana gelmekte ve her yıl 2 milyonun üzerinde işçi, iş kazaları ve
meslek hastalıkları nedeniyle yaşamını kaybetmektedir. Bu sayılar, kuşkusuz ürkütücüdür.
Ancak daha da ürkütücü olanı, sayıların arkasındaki derin ve yıkıcı
gerçekliktir. Bu gerçeklik, işçi sağlığı ve iş güvenliği sorununu işçi
sınıfının en yakıcı sorunlarından biri haline getirmektedir. Ne var ki bu sorun
karşısında önlem alması gerekenler; çoğu zaman görmezden gelmekte, yeterli
duyarlılığı göstermemektedir.
Kapitalist
üretme biçimi, emekle sermaye arasındaki sömürü ilişkisi üzerinden yürür. Bu
süreçte hem kapitalist hem de işçi, üretime kendi güzide çıkarları
doğrultusunda katılırlar. İşçinin üretime katılmaktaki amacı, yaşamını sürdürebileceği
bir ücrete ulaşmaktır. Kapitalistin üretimdeki amacı ise, sermayesini korumak
ve aynı zamanda sermayesinin devamlılığını sağlamaktır.
Sermayenin
devamlılığı, onun sürekli büyümesine bağlıdır. Büyüyemeyen sermaye, kendisini
koruyamaz ve varlığını sürdüremez. Bu nedenle sermayenin büyüyebilmesi için artı
değere (kâra) ulaşması zorunludur. Başka bir deyişle artı değer, sermaye için
yaşamsal öneme sahiptir. Zira “sermaye ölü emektir ve ancak vampir gibi canlı
emeği emmekle yaşayabilir”(1) Kapitalist, bu gerçekliğin bilincinde olsun ya da
olmasın; rekabetçi ortamda sermayenin zorunluluğu doğrultusunda kâr peşinde
koşar. Çünkü “kapitalist olarak o, ancak kişileşmiş sermayedir. Onun ruhu
sermayenin ruhudur.”(2) Onun istediği, sermayenin istediğidir ve onun aklı
sermayenin aklıdır. Bu nedenle kapitalistin iradesi, büyük ölçüde sermayenin
ihtiyaçları tarafından belirlenir. Bu çerçevede kapitalist, adeta sermayesinin hizmetine
koşulmuş olarak; artı değer, yani kâr peşinde koşar. Kapitalistin üretim
faaliyetini motive eden unsur, kârdır. Yalnızca kâr da değil, daha fazla kârdır.
Daha fazla kâr elde etme amacı, kapitalistler arasında, kıran kırana yoğun bir
rekabeti beraberinde getirir. Bu rekabet ortamında kapitalist, sömürüyü
artırmanın ve kâra ulaşmanın farklı yollarını arar.
Kapitalist,
daha fazla kâra ulaşmak için sömürü oranını artırmaya ve maliyeti düşürmeye
yönelir. Bunun için ücretleri düşürür, emek yoğunluğunu artırır ya da işgününü
uzatır. Ücretlerin emek gücünün değerinin altına çekilmesi, sömürü oranını
yükseltmenin başlıca araçlarından biridir. Bu durumda işçi, emek gücünü
yenileyemez ve bir sonraki çalışma süresine hazır hale gelemez. Güçsüz düşer. Emek
yoğunluğunun artırılması ise, aynı zaman diliminde daha yoğun çalışmayı
dayatarak, emek gücünün aşırı tüketilmesine yol açar. Böylece işçi güçsüz
düşer, emek gücü zamanından önce tüketilir. İş gününün uzatılmasıyla da emek
gücü, karşılığı ödenmeden fazladan harcanır.
Böylece kapitalist, artı değer oranını (sömürü oranı) yükselterek, daha fazla kâr elde eder. Bu süreç, kapitaliste kâr getirirken, işçi için yıkıcı bir sonuç üretir. Emek gücünü yenileyemeyen işçi, meslek hastalıklarına ve iş kazalarına açık hale gelir.
Kapitalist, emek
gücü üzerinden sömürü oranını yükselterek, kârını büyütmekle yetinmez. Değişmeyen
sermayeden de tasarruf etmeye yönelir. Değişmeyen sermaye, üretim için
kullanılan emek araçlarını, ham ve yardımcı maddeleri ve iş güvenliği
önlemlerini kapsar. Kapitalist, bu kalemler içerisinde özellikle işçi sağlığı
ve iş güvenliği için yapılması gereken harcamaları kısma eğilimindedir. Alınması gereken önlemleri almaz, ya da eksik bırakır. Böylece işçi, iş
güvenliği önlemi alınmaması ya da eksik bırakılması nedeniyle, meslek hastalıkları ve iş kazalarına
açık hale gelir.
Demek ki kapitalist,
rekabet koşullarında sermayesini büyütmek ve genişletmek için yalnızca emek
üzerinden sömürüyü artırmaz; değişmeyen sermaye üzerinden de tasarrufa yönelir.
Bu yaklaşım, işçinin yaşamını riske atan meslek hastalıkları ve iş kazalarının
ortaya çıkmasının başlıca nedenlerinden biridir.
Kapitalist, bilincinde
olsun ya da olmasın, sömürüyü artıran uygulamaları ve iş güvenliği önlemlerini
almayışıyla; işçilerin yaşamını tehlikeye atar. Üretim sürecinde işçiyi bir
insan olarak değil, sermayesinin bir parçası olan emek gücü olarak görür. Bu
nedenle emek gücünü hoyratça tüketirken, onun bir sınırı olduğunu düşünmez.
Emek gücü sahibinin de bir yaşamı olduğu gerçeğine yabancı kalır. İşçinin
sağlığına da, işçinin yaşam süresine de ilgisizdir.
Şu noktayı vurgulayalım ki bu süreç, sadece kapitalistin kâr hırsına ya da işçinin yaşamına
olan ilgisizliğine indirgenemez. Zira bu koşulları yaratan, kapitalist üretim
biçimin kendisidir. Kapitalist bu üretim biçiminde, kişileşmiş sermaye olarak
sermayenin hizmetine koşularak, rekabet ortamına itilmiştir. Onun üretim sürecindeki
tutumuna yön veren temel etken, sermayenin ihtiyacı olan kârdır.
Sonuç olarak, meslek
hastalıkları ve iş kazaları; sömürüyü artırma ve sermayeyi genişletme
ihtiyacının zorunlu sunucu olarak ortaya çıkar. Bu nedenle, bu gerçekliği
bilince çıkararak, işçi sağlığı ve iş güvenliği sorununa bu temelde yaklaşmak gerekir.
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder