Çocukların çalışması,
üretime katılması bütün toplum biçimlerinde görülür. İlk toplumlarda çocuk
emeği, topluluğun bir parçası olarak üretime katılıyordu. Çocuk emeği,
topluluğun kendisini yeniden üretmesinin doğal bir eklentisiydi. Topluluğun
ailelere ayrılmasıyla birlikte, aile emeğinin bir eklentisi haline dönüştüler.
Yaşa ve cinsiyete dayalı işbölümünün gereği olarak; evde, bahçede, tarlada,
merada, hayvan bakımında; aile emeğinin bir parçası olarak aile üretimine
katıldılar. Sınıflı toplumlarla birlikte yine çocuklar, üretim alanlarında
bulundular. Kırsal alanda, köylü üretiminin bir parçasıyken, kentlerde, çırak
olarak bir ustanın yanında çalıştılar. Emekleriyle toplumsal üretime katılarak,
toplumsal üretimin bir parçası oldular. Bu toplum biçimleri, çocuk emeğinin
sistemli bir şekilde sömürülmesi kavramına yabancı olduğu gibi; bütün bu
çalışmalar da çocuğu, işçi olarak damgalamaya yeter bir durum değildi.
Sermaye emek
ilişkisinin de ifadesi olan kapitalist toplumla birlikte, yetişkinler işçi
olarak satabilecekleri emek güçleriyle fabrikaların yolunu tutmuşken; çocuklar
da yığınlar halinde, sömürü mekânlarına çekildiler. Kapitalist sistem, bilimi
sermayenin hizmetine verdikçe, makineleşmeyle birlikte teknolojiyi geliştirerek
işi kolay kıldıkça, adale gücüne ve hünerli emeğe olan ihtiyacı azalttıkça;
çocuklar, maden ocaklarında, dokumacılıkta, tuğla -kibrit atölyelerinde ve toplumun
çeşitli sektörlerinde çalışma yaşamına çekildiler. Artık onlar da, yetişkinler
gibi işçi kimliğiyle damgalanıp, işçi kimliğiyle üretime katılıyorlardı.
Çocuklar, emek güçlerini (aile bireyi yetişkin işçiler aracılığıyla)
satıyorlardı. Marx kapitalde çocuklarını sömürü çarkına veren aile bireyi
yetişkin işçi için “artık o bir köle tüccarı olmuştur” [1] diyordu.
Aile eliyle sömürü
çarkına verilen çocuklar; yetişkinler gibi örgütlü değildiler, emek güçlerinin
satışında bir irade göstermiyorlardı. Ucuz emek gücü olarak, sömürü
mekânlarında, emekleri acımasızca sömürülüyordu. Küçük bedenleriyle, narin
elleriyle, savunmasızlıklarıyla, ucuz emek güçleriyle çocuklar; artık üretim
alanının vazgeçilmeziydiler. Zira çocukların emek gücü, yetişkin emek gücüne göre
daha az maliyetliydi. Bu nedenle de, sermayenin değerlenmesinde önemli ve
vazgeçilmez bir yere sahip oldular. Gece gündüz, okulsuz, eğitimsiz; havasız ve
ışıksız atölyelerde uzun saatler çalıştırıldılar. Bedensel çöküşü, ahlaki
çürümeyi yaşadılar. Çocuklar, insanlık dışı koşullarda, gelişen sanayinin
zorunlu sonucu olarak ortaya çıkan fabrika yasalarıyla kısıtlanmak zorunda
kalacak düzeyde çalıştırıldılar. Ne var ki, kapitalistin kaçamaklı yol bulacağı
biçimde hazırlanmış olan fabrika yasaları da, kapitalistin çocuk emeğine olan
yağmacı tutumu engelleyemedi. Zira kapitalistlerin, kısıtlanmaya karşı
çekinceleri(!) vardı.
Kapitalde Marx, çelik
fabrikatörlerinin, çocukların gece vardiyasında çalıştırılmalarının
yasaklanmasından yakınmalarına; çocuk emek gücünün vazgeçilmezliğine örnek
teşkil edecek alıntılara yer vermiştir. Bir çelik fabrikatörü, “18 yaşından
küçük çocuklar gece çalışmasa bu sonucu alamayız. …Üretim maliyetinin artmasından
şikâyetler başlar.” [2] diyerek, maliyetlerin
artacağından yakınır. Aynı biçimde, başka bir çelik fabrikatörünün yürek
dağlayan(!) sözleri duyulur: “18 yaşından küçük çocukların gece
çalışmaları önlenmekle büyük güçlükler doğacak. Bunların başlıcası, çocuk
yerine erkek çalıştırmakla masrafların artması olacak.” [3] Çelik fabrikatörünün
masrafların artmasından kastı, elbette maliyetin artmasıdır. Kapitalist için
maliyet artışı korkutucudur. Kapitalistlerin maliyet artışından korkularının
nedeni, maliyetin kâra dokunuyor olmasıdır. Kâra dokunan her şey, kapitalist
için kaygı ve korku vericidir, şiddetle reddedilir.
Tarih ilerliyor,
üretimde sermaye emek ilişkisinin bir ifadesi olan kapitalizm, gelişmesini
sürdürüyor. Ama çocuk emeğinin sömürü mekânlarına katılımı son bulmuyor. Bugün
halen dünyada milyonlarca çocuk, çalışma alanlarının sömürü çarkları arasında
bulunuyor. Sömürülen emeğiyle, sermayenin değerlenmesindeki vazgeçilmezliğini
koruyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre, dünya
genelinde; 5 ile 17 yaş arası 160 milyon çocuk, çalışma alanlarında çocuk emeği
sömürüsüne maruz kalıyor. Milyonlarca çocuk, çocuk işçiler olarak; sermayenin
değerlenmesi sürecine katılıyor. Aynı biçimde Türkiye de çocuk işçiliği TÜİK’in
verilerine göre, 2020 yılında 15-17 yaş grubunda işgücüne katılım oranı, yüzde
16,2 iken; 2023 yılında 15-17 yaş grubunun işgücüne katılım oranı, yüzde 22,1
olarak gerçekleşti. Çocuklar, çalışma alanlarında sömürülmelerinin, fiziksel ve
ahlaki çöküşlerinin yanı sıra; yaşamlarını da kaybetmektedirler. İşçi Sağlığı
ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre, “2013 - 2024 yılları
döneminde ‘en az’ 695 çocuk işçi hayatını kaybetti.” [4]
Neden çocuk işçiliği?
Uluslararası Çalışma
Örgütü (ILO), çocuk işçiliğinin nedenlerini şöyle belirtiyor: “Çocuk
işçiliğinin temel sebepleri yoksulluk, ücretsiz ve kaliteli eğitime erişememe,
göç, yetişkin aile bireylerinin işsizliği, geleneksel bakış açısı ve sosyal
dışlanma, denetim eksikliği, kayıt dışılık ve ucuz iş gücü talebi olarak
sıralanabilir.” [5]
Çocuk işçiliğin
nedenlerine bakıldığında, temel neden olarak yoksulluk öne çıkmaktadır.
Çocuklar yoksulluğu, aile yoksulluğu dolayımıyla yaşıyorlar. Ailelerin
yoksulluğunu yaşayan çocuklar, aile gelirine katkıda bulunmak için, yine
ailelerinin zorunlu onayıyla; sömürü alanlarına giriyorlar. Bu temel nedenle
beslenen, ama aynı zamanda onun da nedeni olan, sermayenin değerlenme
sürecidir. Zira sermaye, değerlenerek büyürken, oransal olarak yoksulluğu da
büyütüyor, genişletiyor. Yoksulluksa, değerlenen sermayenin ucuz emek gücü
deposudur.
Yoksulluk, doğal değil
toplumsal bir olgudur. Zenginlikle bir arada bulunur. Kapitalist sistemde,
birbirine bağımlığıyla bir madalyonun iki yüzü gibidir. Kapitalist üretme
ilişkisinde sermaye, ucuz emek gücü avıyla bir yanda zenginliği büyütürken,
diğer yanda yoksulluğu genişletmektedir. Yoksulluğu genişletirken aynı zamanda,
emek piyasasında; ucuz emek gücü olanağını da yaratır. Bu sürece, kapitalizmin
yarattığı işsizliği, emperyalist savaşlarla yarattığı göçü, eğitime ulaşamama
sorununu, eğitimde yarattığı fırsat eşitsizliğini de eklemek gerekir. Bütün
bunlar, çocuk işçiliğinin nedenleri olarak sermayenin ucuz emek gücüne
ulaşmasını kolaylaştırır. Sermayenin ucuz emek gücü talebini karşılar.
Çocuğun çalışmasını
ilk kez sağlayan değil, ama çocuğu işçi kimliğiyle ilk kez damgalayan, çocuğu işçi
olarak; üretim sürecine katan sermayenin değerlenme sürecidir. Başka deyişle,
çocuğun çalışmasından bağımsız olarak; çocuk işçiliği yaratan, emek sermaye
ilişkisinin ifadesi olarak kapitalizmin kendisidir. Kapitalizm, bir yandan aile
yoksulluğu dolayımıyla çocuk yoksulluğunu yaratırken, öte yandan çocukları
çalışma alanlarına çekerek, sömürü çarkları arasına verir. Çocukların ucuz emek
gücüyle sağlanan daha fazla kâr olanağı, sermayenin iştahını daha da kamçılar.
Bu durum, çocuk emeği sömürüsünü vazgeçilmez kılar.
Bu durumun verdiği
sonuç: Kapitalist üretim biçimi, varlığını korudukça, çocuklara sistemin
damgalamış olduğu çocuk işçiliği de bir biçimiyle varlığını koruyacaktır. Zira
çocuk işçiliği, sermayenin değerlenme sürecinin zorunlu sonucudur. Emek sermaye
ilişkisinin ifadesi olan kapitalist bir toplumda, sermayenin değerlenme
sürecinin bir ihtiyacı olan; çocuk işçiliğinin, tamamen ortadan kalkması
beklenemez. Ama pek ala kısıtlanabilir. Çocuk çalışmasının değil ama çocuk
işçiliğinin tamamen ortadan kalkması, kapitalist toplumun başka bir toplum
biçimine evirilmesini zorunlu kılıyor. Bu gerçeklik, çocuk işçiliğine karşı
mücadeleyi zaafa uğratmaz. Aksine çocuk işçiliğine karşı mücadelenin uygun bir
zeminden yürütülmesine yardımcı olur.
[1] Karl Marx, Kapital I, 1. Baskı, Sol
Yayınları, s. 409
[2] Karl Marx, Kapital I, 1. Baskı, Sol
Yayınları, s. 279
[3] Karl Marx, Kapital I, 1. Baskı, Sol
Yayınları, s. 276
[4] https://www.ilo.org/tr/publications/ilonun-turkiyede-cocuk-isciligiyle-mucadele-programi-2021-2025
[5] https://www.sosyal-is.org.tr/isig_meclisi_cocuk_isci_is_cinayetleri_raporu_yayimlandi.html

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder