Kapitalist
toplumda, emek gücünü satışa çıkaran her işçi; bu emek gücünü her zaman
satamayabilir. Başka bir deyişle, işçi her zaman iş bulamayabilir. Çünkü
kapitalist üretim biçimi, işçiye emek gücünün satışı için bir güvence vermez,
veremez. Emek gücüne duyulan ihtiyaç, sermaye birikiminin zorunluluklarına göre
belirlenir. Sermaye birikimiyse, bir yandan işçilerin bir kısmını üretim
sürecine çekerken, diğer yandan da işçilerin bir kısmını üretim sürecinin
dışına iter.
Bu
süreç, toplam çalışan işçilerin sayısını artırırken, aynı zamanda işsiz
kalanların sayısını da büyütür. Böylece işsizler dediğimiz “yedek sanayi
ordusu”nun saflarını genişletir. Yedek sanayi ordusu, ya hiçbir işi olmayan ya
da düzensiz ve ancak kısa süreli işlerde çalışabilen işsizlerden oluşur. İşsizlik
kapitalist toplumda, üç temel biçimde ortaya çıkar. Bunlar, nüfus fazlasının
akıcı biçimi, nüfus fazlasının gizli biçimi ve nüfus fazlasının durgun
biçimidir.
Akıcı
nüfus fazlası, geçici ve bir süreliğine işsiz kalanlardan oluşur. Kapitalist
üretim biçiminde, sermayenin organik bileşiminin gelişmesiyle birlikte; işçiler
üretim dışına itilir. Öte yandan üretimin büyümesiyle birlikte, işsizlerden bir
kısmı tekrar üretim sürecine çekilir. Bu iki zıt eğilimin bir arada işlemesiyle
birlikte; fabrikalarda, madenlerde, atölyelerde yani bütün üretim alanlarında;
üretimin durumuna ve boyutuna göre; kimi zaman kitleler halinde işten
çıkarılır, kimi zaman da işe geri alınır. Burada sermaye birikimiyle çalışan
işçi sayısı giderek arttığı halde, işçilerin büyük bir bölümü de üretim
sürecinin dışına düşerek, işsizler kervanına katılır.
Ayrıca
“Sermaye daima çok sayıda genç emekçi, az sayıda yetişkin emekçi ister.” [1]
Sermaye, üretim alanlarında her zaman genç işçiler talep ederken; yaşları
ilerledikçe onları üretimin dışına iter. Emek gücü, ağır sömürü koşulları
altında o kadar hızlı tüketir ki, işçi daha yaşamının yarısındayken; fiilen
bütün ömrü tükenmiş gibidir. Bu ağır koşullar altında, emek gücü tüketilen
işçiler; erken yaşlarda “işe yaramaz” olarak damgalanarak, üretim sürecinin
dışına itilir ve işsizliğe zorunlu bırakılır.
Gizli
nüfus fazlası, tarımsal alanda ortaya çıkan işsiz nüfusudur. Tarımsal alanda,
kapitalist üretim biçiminin gelişmesiyle birlikte, sermaye birikimi de artar.
Bu süreç, tarım alanında emek gücüne olan ihtiyacı giderek azaltır. Böylece
tarımsal alanda, gizli bir nüfus fazlası oluşur. Yani üretim sürecinden fiilen
koparılmış, gizli işsizler ortaya çıkar. Bu işsizler, tarım dışı alanlarda
olduğu gibi kısa sürede büyük oranda istihdam edilemez. Bu işsizlerin bir
bölümü, kentlerin yolunu tutarak, kent işçilerinin arasına katılır. Bir bölümü
de, tarım dışı alanlarda iş bulabilmek için uygun koşulları bekler. Bu bekleme
sürecindeki işsizler, yedek sanayi ordusu dediğimiz işsizlerin gizli üyesidir.
Gizli işsizler, sermaye birikimin ihtiyaçlarına bağlı olarak; her zaman bir
akış halindedir.
Durgun
nüfus fazlası, faal işçi ordusunun bir bölümünü oluşturur. Ancak bu işsizler,
düzensiz işlerde düzensiz olarak çalışır. Geçimlerini, geçici ve tesadüfi olan
işlerde çalışarak sağlar. Ev emeği biçiminde çalışanlar, mevsimlik işçiler ve
çalışma yeteneğini kısmen ya da tamamen kaybedenler, bu kesim içerisinde yer
alır. Bu işsizler, çoğu zaman derin yoksulluk içerisinde yaşar ve işçi sınıfı
içerisinde iş bulma olanağı en sınırlı olan kesimdir.
Kapitalistler,
durgun nüfus fazlası işsizlerin çaresizliğinden yararlanarak, onları uzun
çalışma saatlerine, düşük ücrete, çoğu zaman da ağır ve güvencesiz işlerde
çalışmaya zorunlu bırakır. Marx işsizlerin bu kesimi için, “azami çalışma
süresi ve asgari ücret bunların ayırt edici özelliğidir” [2] der.
Bu yönüyle durgun fazla nüfus, sermaye için her an kullanılabilir bir emek gücü
deposudur. Kapitalizmin gelişmesiyle birlikte, durgun nüfus fazlası daha da
genişler. Esnek, güvencesiz, taşeron çalışma bu alanın karakteristiğidir.
İşsizlik;
akıcı, gizli ya da durgun hangi biçimde ortaya çıkarsa çıksın, özünde işsizliği
yaratan sermaye birikim sürecinin kendisidir. Sermaye birikim süreci; sürekli
olarak farklı biçimlerde işsizlik yaratmak zorundadır. Zira birikiminin
sürekliliği işsizliğin varlığına bağlıdır. Aksi durumda, birikim süreci sekteye
uğrar ve durma noktasına gelir. Birikiminin sekteye uğraması ve durması
sermayenin kâbusudur ve hatta ölümüdür. Bu nedenle sermaye ihtiyaç duyduğunda
sömüreceği emeği, elinin altında hazır bulmak zorundadır. Bu hazır emek gücünü
ise, yedek sanayi ordusu dediğimiz işsizlerdedir. Sermayenin genişleme
daralma durumuna bağlı olarak işsizler, her an üretim sürecine girmeye hazır
bir şekilde bekler.
İşçi
sınıfının yaşam ve çalışma koşulları, hem çalışan kesimi hem de işsiz
kesiminin; birbirine olan etkisi üzerinden şekillenir. İşsizlerin varlığı,
çalışanlar üzerinde sürekli bir baskı oluşturur. Bu baskı işçileri, düşük
ücretle çalışmaya ve daha ağır çalışma koşullarına razı olmaya zorlar. İşini
kaybetme korkusu altında çalışan işçiler, uzun süreli ve daha yoğun çalışmaya
zorunlu bırakılır. Bu yoğunlaşmış çalışma ise, emek gücünün bir bölümünü
gereksizleştirerek; işçilerden bir bölümünü fazlalık haline getirir, üretim
sürecinin dışına iter. Üretim sürecinin dışına itilen işçiler, işsizlerin
safına katılır. Böylece işsizliğin çalışanlar üzerinde baskısı, sermayeye
sömürüyü artırma olanağı verirken, diğer yandan da aşırı çalışma ve üretkenlik
artışı yeni işsizler kitlesi yaratır. Kapitalist toplumda, sermaye birikimi
süreci bu şekilde işler.
Bu
gerçeklik, işçilerle işsiz kesim arasında rekabet ilişkisi doğurur. Bu
rekabetten yararlanan kapitalist, sömürüyü daha da artırarak, işçi sınıfını
daha fazla baskı altına alır. Bir yandan işçileri, yoğun sömürü altında
tutarken; diğer yandan da onları işsiz bırakarak sefalete sürükler.
[1] Karl
Marx, Kapital I, 1. Baskı, Sol
Yayınları, s. 659
[2] Karl
Marx, Kapital I, 1. Baskı, Sol
Yayınları, s. 660

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder