Emekçiler, kırsal
alanda toprağından ve toprağını işleme araçlarından; kentlerde ise sahibi
oldukları üretim aletlerinden koparıldıklarında, artık gereksinimlerini kendileri
üretemeyecek duruma geldiler. Üretimin araçlarından, aletlerinden, üretimin
koşullarından ve üzerinde ürettikleri topraktan yoksun kalmak; gereksinimlerini
karşılamaktan da yoksun kalmaktı.
Emekçiler
üretemiyorlarsa, gereksinimlerini nasıl karşılayacaklardı?
Emekçileri, üretim
araçlarından ve aletlerinden koparan süreç; emekçinin çalışma kapasitesi olan
emek gücünü de satılabilir bir metaya dönüştürmüştü. Bu öyle bir metaydı ki,
başka hiçbir metada olmayan bir özelliğe sahipti. Bu meta, tüketildiğinde değer
üretebiliyordu. Emekçiler isterlerse, sahibi oldukları bu özel metayı satarak,
gereksinimlerini karşılayabilirlerdi. Tabi satmama özgürlükleri de vardı. Zira
emek gücü sahibi olarak, emek güçlerini istedikleri gibi tasarruf hakkına
sahiptiler. Ne var ki hukuki olan bu özgürlük, ekonomik olarak satma
zorunluluğunu da içerisinde barındırıyordu. Eğer emekçiler, emek gücü metasını
satmazlarsa gereksinimlerini karşılayamaz, varlıklarını sürdüremezlerdi. Böyle
bir zorunluluk içerisinde bulunan emekçiler, işçi kimliğine bürünerek emek gücü
metasını satışa çıkardılar.
İşçinin emek gücü
metasını kim, neden satın alsın?
Emekçileri, üretim
araçlarından ve aletlerinden koparan bu süreç, emekçinin kaybettiği üretim
araçlarını, geçim araçlarını başka ellerde toplayıp, merkezileştirmişti. Bu
başka eller, üretim aracı sahipleriydi. Emekçiyi, üretim araçlarından kopararak
işçi kimliğiyle damgalayan bu süreç, üretim aracını ellerinde toplayanları da
kapitalist kimliğiyle damgalamıştı. Kapitalistler, üretim aracı sahibi olarak,
sermayelerini büyütmek ve zenginliklerini artırmak için; tüketildikçe değer
üretebilen tek meta olan emek gücüne ihtiyaçları vardı. Emek gücü metası da
işçilerdeydi.
Bir yanda, üretim
aracından koparılmış, varlıklarını sürdürmek için emek gücü satıcısı olan
işçiler, diğer yanda sermayelerini büyütmek ve zenginliklerini artırmak için
emek gücü alıcısı olan üretim aracı sahibi kapitalistler, bu yeni üretim
ilişkisinin baş aktörleriydiler. Üretimin gerçekleşmesi için işçiler, emek
güçlerini satacaklar, kapitalistler de emek gücünü satın alıp, üretim
araçlarını harekete geçirecekti. Kapitalisti sürekli emek gücü alıcısı, işçiyi
de sürekli olarak emek gücü satıcısı durumuna düşüren bu ilişki; kapitalist
üretim ilişkisiydi. Bu ilişkide, işçilerle kapitalistler; sahibi oldukları meta
dolayımıyla birbirlerine sıkı sıkıya bağımlıydılar. Bu sıkı bağımlılık
ilişkisi, bireysel kapitalistle bireysel işçi arasında değildi. Zira her
bireysel işçi, emek gücünü satabileceği kapitalistini seçebilirdi veya onu terk
edebilirdi. Bir sözleşmeyle bağıtlanması ya da sözleşmenin bozulması
yeterliydi. Ne var ki bireysel kapitalist karşısında, bireysel işçilerin bu
özgürlükleri, bir bütün olarak kapitalist sınıf karşısında son buluyordu. Zira
işçiler, bir sınıf olarak kapitalist sınıfa; mülkiyet ilişkisinin dayattığı
yaşamsal zorunlulukla bağımlıydılar: “işçi, yaşamaktan vazgeçmedikçe, işgücü alıcılar
sınıfının, yani kapitalist sınıfın tümünü terk edemez.” [1] İşçiler kapitalist sınıfı
terk edemez. Çünkü emek güçleri, kendilerinde olmayan üretim araçlarıyla
birleşmedikçe hiçbir işe yaramaz. Bir sınıf olarak, üretim aracı sahibi olan
kapitalistler de, emek gücü sahibi olan işçilerden vazgeçemez. Zira kapitalist
sınıfa ait olan üretim araçları, emek gücü metasıyla birleşmediğinde sermaye
niteliğine bürünemez. Bir sermaye olarak değerini büyütemez ve kapitalistin
zenginliğini artıramaz. Öyleyse işçiler, emek gücünü satar; kapitalistler de
emek gücünü satın alır.
Emek gücünün ederi
nedir? Bu nasıl belirlenecek?
Emek gücünün değeri
Emek gücü, “fiziksel
ve entelektüel" yeteneklerin ifadesi olarak; insan organizmasının bir
özelliğidir, bir “yaşam faaliyetidir” ve insan varlığına özgü bir kavramdır.
İnsanın varlığı yoksa emek gücünden de söz edilemez.
İşçinin, kendi
varlığının bir özelliği olan emek gücü metasının tüketilmesi, özünde işçinin
varlığının tüketilmesi demektir. Aynı biçimde tüketilen emek gücünün yeniden
üretilmesi de, işçinin varlığının üretilmesi demektir. İşçinin emek gücünü
yeniden üretmek için de; başta yaşamsal olmak üzere, belirli gereksinimlere
(barınma, giyinme, beslenme vb.) ihtiyaç vardır. İşte işçilerin, geçim araçları
olan bu gereksinimlerin değeri; emek gücü metasının değerini oluşturur. Başka
bir deyişle “emek gücünün değeri, emekçinin varlığını sürdürmesi için gerekli
olan geçim araçlarının değeridir.” [2]
Kapitalist tarafından
satın alınan emek gücü metası, üretim yerlerinde işçi çalışırken
tüketilir. Çalışırken tüketilen emek gücünün, tekrar yerine koyulması
gerekir. Aksi durumda işçi, tekrar çalışma gücünü, zindeliğini kendisinde
bulamadığı gibi sağlıklı durumunu da koruyamaz hale gelir. Bunun için işçi,
yeter miktarda geçim araçlarına ulaşmalıdır.
Bu yeter miktarı
belirleyen nedir?
Her şeyden önce, emek
gücü sahibi olan işçi; fiziksel varlığını sürdürebilmelidir. İşçinin fiziksel
varlığını sürdürebilmesi ve yaşamını devam ettirebilmesi için olmazsa olmaz
yaşamsal geçim araçlarına ihtiyacı vardır. Bu geçim araçları; gıda, barınma,
giyinme, ısınma vb. gibi karşılanması zorunlu temel ihtiyaçlardır. Bu zorunlu
temel ihtiyaçların yanında, işçinin yaşadığı tarihsel ve toplumsal koşullara
göre farklılaşan ihtiyaçları da vardır. Tarihsel olarak, 100 yıl önceki işçinin
ihtiyacıyla günümüz işçisinin ihtiyacı farklıdır. Toplumsal koşullar olarak ta,
her ülkenin iklimi, doğal koşulları, üretici güçlerinin gelişmişlik düzeyi gibi
faktörler bu ihtiyaçların farklılaşmasında ve miktarında etkendir.
Ayrıca sistemin devamı
için emek gücünün sahibi olan işçi, üremeli ve neslini devam ettirmelidir. Zira
işçi, yaşlanarak ya da yaşamını yitirerek üretim sürecinden çekilebilir. Bu
durumda emek pazarı, yeni işçi ihtiyacını karşılayabilme sorunuyla karşı karşıya
kalır. Oysa sömürü sisteminin sürekliliği, emek pazarının sürekliliğinin
sağlanmasına bağlıdır. Emek pazarının sürekliliğinin sağlanabilmesi için, her
zaman, emek pazarında emek gücü sahibi olan işçilerin bulunması gerekir.
Sağlığını yitirip çalışamaz duruma gelerek, yaşlanarak ya da yaşamını
kaybederek üretimden çekilen emek gücü sahiplerinin yerlerini, yenilerinin
almaları gerekir. Emek pazarının ihtiyacı olan yeni işçi neslinin süreklilik
kazanması için, işçi ailesine ihtiyaç duyulur. Bu durumda, emek gücünün yeniden
üretimi için gerekli olan geçim araçlarının içerisinde, işçi ailesinin geçim
araçlarının da olması gerekir.
Öte yandan işçinin
ihtiyaçlarında, çalışma koşulları da etkendir. İşçinin ihtiyaçları, yaptığı
işin yoğunluk derecesine ve iş gününün uzunluğuna bağlı olarak değişir. Zira
işin yoğunluğu, ağırlığı ne kadar fazlaysa; ya da işçi ne kadar fazla
çalışırsa, daha fazla enerji harcayacağından, daha fazla beslenme aracına
gereksinim duyacaktır. Tekrar çalışmaya hazır olabilmek, sağlıklı kalabilmek
için daha fazla yaşama araçlarına gereksinim duyulacaktır. Bu durum işçinin,
gereksinim miktarını artırır.
İşçinin bu geçim
araçlarının her birinin bir değeri vardır ve her biri, belirli miktarda değer
içerir. Değerleri de, üretilmeleri için gerekli olan toplumsal emek zamanla
belirlenir. Başka bir deyişle, içerdikleri emek miktarıyla belirlenir. İşte
işçinin bu geçim araçlarının toplam değeri, emek gücünün değerini verir. O
halde emek gücünün değeri, emek gücünün yeniden üretilmesi, varlığının korunup
sürdürülmesi için gerekli olan gereksinimlerinin değerleri toplamınca
belirlenir.
Burada emeğe nitelik
kazandıran ve emek gücünün değer belirlemesine katılan eğitime de değinmek
gerekir. Emek gücüne nitelik kazandırmak için yapılan eğitim giderleri de, ihtiyaç
olarak emek gücü değerini oluşturmaya katılır. Farklı sanayi kollarının, farklı
türden hüner ve beceriye ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı karşılamak için eğitime
ihtiyaç duyulur. Emek, alınan eğitimle birlikte; çalışmanın niteliğine uygun
olarak özel türde emek niteliğine kavuşturulur. Özel türde bir emek için
yapılan bu eğitim harcamalarının değeri de, emek gücü metasının değerinin
belirlenmesine katılır.
Emek gücü değerinin
büründüğü biçim, fiyat (ücret)
Fiyat, değerin para
olarak ifade edilmesidir. Bu durumda emek gücünün fiyatına, emek gücünün
değerinin para biçimidir diyebiliriz. Emek gücünün fiyatı dediğimizde, değerin
bir ifadesi olan fiyattan, yani işçinin eline geçen paradan söz ederiz. Bu
para, işçinin ücretidir ve ücret, fiyatın bir görünümüdür.
Ücretler ülkeden
ülkeye, bölgeden bölgeye, sektörden sektöre, çeşitlilik gösterir. Aynı sektör
içerisinde de farklı ücretlerle karşılaşırız. Bunun nedeni yukarıda belirtmeye
çalıştığımız ülkenin özgün koşulları, harcanan emeğin yoğunluğu, işgünü uzunluğu
ve sektörün çalışma koşullarıdır. Özcesi emek gücünün maliyetindeki
farklılıklardır. Ücretin farklılaşmasının nedenlerine, değer farlılıklarının
dışında; fiyatına etki eden emek gücü arz ve talebini, işçilerin ücret
mücadelesini ve devletin ücret belirlemesine doğrudan ve dolaylı olarak
müdahalesini de belirtmek gerekir.
Emek gücü arz ve
talebi, emek pazarında işçilerin çokluğu ya da azlığı, başka bir deyişle
işsizliğin boyutunda görünür. İşsizliğin artışıyla birlikte emek gücü arzı
artar, oransal olarak emek gücüne talep azalır. Bu durumda, emek gücünün fiyatı
olan ücretler baskılanarak, düşer. Emek gücü arzı azalırsa, emek gücüne olan
talep artar ve ücretler yükselir. Devletin ücretlere etkisini de, ücretlerin
baskılanmasında (asgari ücret belirlemesi) doğrudan; grev yasaklarında ise
dolaylı olarak görürüz. Ücret düzeyinin belirlenmesinde ana etken olan;
işçilerin ücret mücadelesi de, ücret farklılaşmasında ve ücretlerin yukarı
yönlü hareketinde etkendir.
Emek gücünün değeri ve
fiyatı (ücret) arasındaki ilişki
İşçinin geçim
araçlarının toplam değeri, bu araçların üretilmesi için toplumsal olarak
gerekli emek miktarıyla (emek zaman) belirlenir. Bu emek miktarı, işçinin
gereksinimi olan geçim araçlarında bulunur ve bu araçların toplam değeri, emek
gücünün toplam değerini verir. Geçim araçlarının değerindeki yükselip düşmeye
bağlı olarak, emek gücü değeri de yükselip düşebilir. Ne var ki, emek gücü
değerinin bir alt sınırı vardır. Bu alt sınır, işçinin almadığında; normal
yaşamını sürdüremeyeceği geçim araçlarının değerine eşittir. Eş değerlerin
değişildiği bir üretim sisteminde, toplam emek gücünün değeri, bu fiziksel
asgariye düşemez. Ne var ki değerin para olarak ifadesi olan fiyatı, bu fiyatın
bir görünümü olan işçinin aldığı ücret, fiziksel asgariye inebildiği gibi
fiziksel asgariyi de zorlayabilir. Bu bize fiyatın, ortalama değerden sapmasını
gösterir ki, her zaman da sapar.
Ücret farklılıklarını
etkileyen emek gücü arz talebinin dengede olduğu, mücadelenin ve devlet
müdahalesinin sıfırlandığı bir durumda ücretler, emek gücünün ortalama değerine
tekabül eder. Bu ücretler, işçilerin geçim araçlarını karşılayan ve soyunu
sürdürmesini sağlayan bir ücrettir. Ne var ki emek gücünün fiyatı, yani işçinin
eline geçen para olan ücret, fiziksel olarak vazgeçilmez olan geçim araçlarının
değerine, yani emek gücü değerinin asgari sınırına düşebilir. Fiyat, bu asgari
olana düştüğünde, emek gücünün normal değerinin altına düşmüş olur. “Eğer
emek-gücünün fiyatı, bu alt sınıra düşerse, bu koşullar altında varlığını ancak
kötürüm bir durumda koruyup sürdürebileceği için, değerinin altına düşmüş
olur.“ [3] Böyle bir
durumda işçinin, ücretiyle alabileceği ihtiyaçlar listesi azalır; normal
düzeyde sağlığını koruyamaz ve normal düzeyde yaşamını koruyup, sürdüremez. Bu
durumda işçi ancak kendisini “çarpık” biçimde, “kötürüm” olarak koruyabilir ve
geliştirebilir. Kapitalist üretim ilişkisinde emek gücünün fiyatı, sürekli
olarak emek gücünün fiziksel asgarisine düşme eğilimindedir.
İşçi sınıfı
mücadelesinin geriye düştüğü, işsizliğin arttığı, enflasyon artışı ve bunalım
koşullarında bu fiziksel asgari de zorlanır. Bu durumda emek yağmasından söz
edebiliriz. Emeği yağmalanan işçi için artık, sağlıklı bir yaşamdan söz
edilemez. Bu durum işçinin sağlığının, vücut bütünlüğünün bozulmasına ve
erkenden yaşlanmasına neden olur. Sadece bu da değil. Diyelim işçinin 30 yıllık
üretme kapasitesi var ve işçi, emek yağması ücrete zorunlu bırakılıyor. Bu
durumda işçinin, sürekli kendisini yenileyemeyen emek gücü, zamanından önce
tüketilecektir. Zamanından önce tüketilen emek gücü, işçinin sağlığından ve
ömründen çalınması demektir. Başka bir deyişle işçinin yaşamının zamanından
önce sonlanması demektir. Ayrıca bu durum, işçinin çalışmasına ihtiyaç duyan
ailesinin de felaketi demektir. Bireysel kapitalist, bu felakete, işçinin
sağlığına ve yaşamına duyarsızdır. Onun için önemli olan şey emek gücünün azami
harcanmasıyla elde edeceği değerdir. Bu değere ulaşmak için emek gücünün yaşam
süresini kısaltmaktan hiç çekinmez. Zira emek pazarı, üretimden çekilen işçilerin
yerini alacak yeni işçilerle doludur. Emek pazarının, emek gücü sahibi
işsizlerle dolu olması; kapitaliste, emek gücünü pervasızca, savurgan bir
tutumla harcama güveni ve olanağı verir.
Bu gerçekliğe,
toplumumuzda işçi sınıfının ücretleri üzerinden bakıldığında; ücretlerin, emek
gücü değerinin fiziksel asgarisine ve yaşanılan kriz koşullarında etkisiyle
fiziksel asgarinin de zorlandığı görülür. Özellikle asgari ücretin, emek gücü
değeri üzerinden değil de ülkenin içinde bulunduğu koşullar üzerinden; idare
etsinler anlayışıyla açlık sınırında belirlenmiş olması, bu fiziksel asgarinin
de zorlandığını gösteriyor.
[1] Karl
Marx, Ücret, Fiyat ve Kâr, 1. Baskı,
Sol Yayınları, s. 33
[2] Karl
Marx, Kapital I, 1. Baskı, Sol
Yayınları, s. 186
[3] Karl
Marx, Kapital I, 1. Baskı, Sol
Yayınları, s. 188
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder