Bunun
için de, her yola başvurulur: İşçiye düşük ücret dayatılır, işgünü uzatılır,
aynı zaman diliminde daha yoğun emek harcanması sağlanır. Üretim süreci, çok
sıkı kontrol ve denetim altına alınır. İşçinin yemek ve mola zamanlarına kadar
müdahale edilir. İşçinin insani ihtiyaçlarına da uzanan bu kontrol ve denetim,
eninde sonunda gelir bir sınıra dayanır. Bu noktadan sonra kapitalist için
geriye, emek üretkenliğini artıran daha gelişkin bir yönteme yönelmek
kalır.
Emek
üretkenliğini artırmanın en gelişkin yolu, üretim sürecine daha yetkin üretim
araçlarının sokulmasıdır. Her kapitalist, bu doğrultuda hareket eder. Çünkü
daha fazla kâr için rekabet, her bireysel kapitalisti üretimini genişletmeye ve
daha gelişmiş üretim araçları kullanmaya zorlar. Böylece emek üretken hale
gelir. İşçi, daha yetkin gelişmiş üretim araçlarıyla; aynı birim zamanda daha
fazla meta üretir. Bu durum, bireysel kapitaliste pazarda; diğer
kapitalistlerden daha fazla avantaj sağlar. Daha az işçiyle, daha düşük
maliyetle; rakipleri karşısında daha avantajlı duruma gelir. Sonuç olarak, artı
kâra ulaşması kolaylaşır.
Ne
var ki, üretim araçlarını yetkinleştiren kapitalistin, bu avantajlı durumu uzun
sürmez. Zira diğer kapitalistlerde aynı yolu izleyerek, daha yetkin üretim
araçları kullanmaya başlar. Böylece bireysel kapitalistin avantajlı durumu
ortadan kalkar. Çünkü emek üretkenliğini artıran bu süreç, toplam da kapitalist
sınıfın kâr oranlarının düşmesine yol açar.
Bir
yandan sömürüyü artırmak için üretkenlik yükseltilirken, diğer yandan da bu
artış, daha az emekle üretim yapılmasına yol açarak; artı değerin ve
dolayısıyla kârlılığın gerilemesine neden olur. Böylece üretim araçları geliştikçe
ve kapitalizm ilerledikçe kâr oranları düşer. Başka bir deyişle, emek
üretkenliği arttıkça kâr oranları düşme eğilimine girer.
Kâr
oranlarının düşmesi, emek üretkenliğindeki artışla aynı hızda gerçekleşmez.
Çünkü karşıt etkiler devreye girer. Marx’tan dinleyelim, “genel yasanın
etkisine ters düşen ve onu yok eden, ona yalnızca kendine özgü bir eğilim
niteliği veren ve bu yüzden, genel kâr oranındaki düşmeden, bir düşme eğilimi
olarak söz etmemize neden olan bazı zıt yönde etkilerin işe karışmaları
gerekir.” [1]
Karışır da.
İş
gününün uzatılması, emeğin yoğunlaştırılması, emek üretkenliğin artırılması,
ücretlerin emek gücü değerinin altına düşürülmesi gibi uygulamalar kâr
oranlarının düşmesine karşı etkide bulunur. Böylece kâr oranlarının düşmesi
yasası, mutlak bir düşüşten ziyade, bir eğilim olarak ortaya çıkar. Başka bir
deyişle bu yasa, karşıt etkilerle baskılanarak bir eğilim olarak işler.
Şimdi
kâr oranlarının düşmesi yasasını eğilim haline dönüştüren başlıca etmenlere
değinelim.
İşgününün
uzatılması, kâr oranının düşmesini sınırlayan etmenlerden biridir. Uzayan
işgünü, artı değer kitlesini artırır. Bu yolla, kâr oranı üzerindeki düşürücü
etkiyi hafifletir. Ne var ki, kapitalist için işgününü uzatmak hiç te kolay
değildir. Zira işçi sınıfı, işgünü mücadelesi sonucunda yasal olarak
sınırlandırılmış bir işgünü hakkı elde etmiştir. Bu nedenle, iş gününün
uzatılması yoluyla artı değerin, yani sömürünün artırılması, daha çok
kapitalizmin erken dönemlerinde belirleyici bir yöntem olmuştur.
Kapitalizmin
gelişmesiyle birlikte üretim araçları da gelişmiştir. Üretim sürecine daha
gelişmiş makineler girmiştir. Makineli üretimin gelişmesi, işçinin aynı zaman
dilimi içerisinde, daha fazla emek harcamasına yol açmıştır. Bu durum, emeğin
yoğunluğunu artırarak, birim zamanda daha fazla emek harcamasına yol açmıştır.
Emeğin yoğunlaşması sömürü derecesini artırır. Bu yönüyle, kâr oranının
düşüşüne karşı etkide bulunan etmenlerden biri olarak ortaya çıkar.
Kâr
oranlarının düşmesini engelleyici bir başka etmen de emek üretkenliğindeki
artıştır. Emek üretkenliğinin artışı, emeğin ve üretim araçlarının daha yetkin
hale gelmesini ifade eder. Emek üretkenliğindeki bu artış, kapitalist
gelişmenin zorunlu bir sonucudur. Bu artışla birlikte, aynı iş, daha az emekle
yapılabilir hale gelir. Aynı miktarda üretim daha az işçiyle yapılabilir. Bu
durum, sömürü derecesini artırarak, kârlılığı yükseltici bir etki yaratır.
Ne var ki, değişmeyen sermayeye göre, değişen sermayedeki azalmayı
sağlayan bu durum genelleşmesi kâr oranını düşürücü bir etki doğurur.
Emek
üretkenliğinin artışı, değişmeyen sermaye unsurlarını da ucuzlatır. Çünkü işçi,
aynı birim zamanda daha fazla üretir hale geleceği için; üretim için harcanan
emek, daha fazla metada cisimleşir. Böylece değişmeyen sermayenin maddi
unsurları genişlerken, birim başına düşen değer azalır. Buna bağlı olarak da,
değerin ifadesi olan fiyatı düşer. Bu durum, kâr oranlarının düşüşünü
yavaşlatan bir etki yaratır. Zira üretim sürecine giren ham madde ve araçların
ucuzlaması, kapitalistin maliyetini düşürerek kârlılığını destekler. Bu durum
da, kâr oranını yavaşlatan etmenlerdendir.
Emek
üretkenliğinin artmasıyla birlikte, üretim sürecinde emek, oransal olarak
azalır Buna bağlı olarak da, nispi artı nüfus ortaya çıkar. Yedek sanayi ordusu
büyür. İşsizlik arttıkça, emek gücünün fiyatı aşağı yönlü baskı altına girer.
Bu durum, kapitalist için makine yerine; emek gücü kullanmayı daha avantajlı
hale getirir. Başka bir deyişle, makineye göre emek gücü kullanmak daha ucuz
hale gelir. Böylece bazı üretim kollarında, emek yoğun üretim sürdürülür. Bu
üretim kollarında yaratılan artı değer, diğerlerine göre görece daha yüksektir.
Söz konusu üretim kolları, genel kâr oranının oluşmasına katıldığı için; bu
kolların varlığı, genel kâr oranının düşmesine karşıt bir etmen olarak işlev
görür.
Ücretlerin,
emek gücü değerinin altına düşmesi de kâr oranlarını destekleyen bir etmendir.
Çünkü değerinin altında belirlenen ücret, artı değerin ve dolayısıyla kârın
yükselmesini yol açar. Bu yönüyle kâr oranlarının düşmesine karşı etkide
bulunur. Kapitalistler özellikle, işsizliğin arttığı dönemlerde ve ekonomik
bunalım dönemlerinde, ücretleri değerinin altında tutma olanağı elde eder.
Kâr
oranlarının düşmesine karşıt etmenlerden biri de dış ticarettir. Daha gelişmiş
üretim araçlarıyla üretim yapan kapitalist ülkelerde, metaların birim değeri,
daha geri üretim araçlarıyla üretim yapan ülkelere kıyasla daha düşüktür. Bu
nedenle, gelişmiş üretim araçlarıyla üretim yapan ülkelerin metaları, görece
daha ucuzdur. Dış ticaret yoluyla, ucuz ham madde ve yardımcı madde ithal
edilmesi, kapitalistin maliyet fiyatını düşürür. Bu durum kâr kitlesini
artırırken, kâr oranı üzerinde de yukarı yönlü bir etki yaratır.
Öte
yandan gelişmiş ülkeler, daha az gelişmiş ülkelerle ticaret yaparken;
metalarını daha ucuza satsalar bile, değerinin üzerinde satma olanağına
sahiptirler. Böylece gelişmiş ülkelerin kapitalistleri, ek kâr elde etme
olanağına sahip olurlar. Ayrıca geri kalmış ülkelere yönelen sermaye
yatırımları, düşük ücret ve emek yoğun üretim nedeniyle, daha yüksek kâr
oranları sağlayabilir.
Sözünü
ettiğimiz bu etmenler, kâr oranlarının düşmesine karşı etkide bulunur, “bu
düşüşü engelleyen, yavaşlatan ve kısmen de felce uğratan karşı etkileri de
meydana” getirirler. “Bunlar, yasayı ortadan kaldırmazlar, ama etkisini
azaltırlar.” [2]
Böylece yasa, mutlak bir düşüş değil, bir eğilim olarak işler.
Bütün
karşıt etkilere rağmen, kâr oranlarının düşme eğilimi yasası; işleyişini
sürdür: “ Ve ancak, bazı koşullar altında ve uzun süren dönemlerden sonra
etkileri göze çarpar hale gelmektedir.” [3] Bu
dönemler, kapitalizmin tökezlediği krizlerin belirginleştiği dönemlerdir.
Eğer
kâr oranlarının düşmesini eğilim haline getiren bu etmenler olmasaydı,
kapitalizm kendi gelişimi içerisinde daha hızla çözülürdü. Ne var ki sistem, bu
çelişkilerle beraber, tökezleyerek de olsa varlığını sürdürür. Ta ki işçi
sınıfı, son sözü söyleyene, son darbeyi indirene dek…
[1] Karl
Marx, Kapital III, 1. Baskı, Sol
Yayınları, s. 206
[2] Karl
Marx, Kapital III, 1. Baskı, Sol
Yayınları, s. 212
[3] Karl
Marx, Kapital III, 1. Baskı, Sol
Yayınları, s. 212

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder