Kapitalist toplumda sömürü ilişkisi, emek ile sermaye
arasında; başka bir ifadeyle, işçiyle kapitalist arasında kurulur. Bu sömürünün
temelinde artı değer üretimi vardır. Kapitalist bu ilişkide, üretim aracı
sahibi olarak; artı emeğe, artı değer biçiminde el koyar. Ancak kapitalistin bu
artı değere el koyabilmesi, özel bir metanın varlığına bağlıdır. Bu özel meta,
işçinin mülkiyetinde ve tasarrufunda bulunan emek gücü metasıdır. Emek gücü
metasını, diğer metalardan ayıran temel özellik ise, üretim sürecinde tüketildikçe
değer yaratabilmesidir.
İşçi, yaşamını sürdürebilmek için emek gücü metasını satmak
zorundadır. Bu metanın alıcısı ise, para ve üretim aracı sahibi olan
kapitalisttir. Kapitalist emek gücü metasının değerini ödeyerek satın alırken;
işçi de kendi mülkiyetinde bulunan emek gücünü bir süreliğine kapitaliste
devreder. Bu alışveriş eşit haklar temelinde özgür bireyler arasında
gerçekleşir.
İşçinin sattığı şey, emek gücünün bir süreliğine kullanım
hakkıdır. Eğer bu satış belirli bir süreyle sınırlanmış olmasaydı, köleci
ilişkiler yeniden kurulmuş olurdu. İşçi, köle durumuna düşerdi. Oysa kapitalist
toplumda işçi, emek gücünün sahibi olarak hukuken özgürdür. Emek gücünü
istediği gibi tasarruf etme hakkına sahiptir.
Ne var ki işçinin emek gücünü istediği gibi tasarruf etme özgürlüğü, onun maddi yaşam koşullarından
bağımsız değildir. İşçi her şeyden evvel karnını doyurmalıdır, yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak için de emek gücünü satmak zorundadır. İşçi, yaşamını sürdürebilmek için emek gücünü satmak zorunda
olduğundan; bu özgürlük, aynı zamanda zorunluluk içerir. Böylece emek ile
sermaye arasındaki ilişki, biçimsel özgürlüğünün altında kölece bağımlılık özü
taşır.
Şimdi bu satışa tanıklık edelim ve artı değer sömürüsünün nasıl
gerçekleştiğini görelim. İşçinin, emek gücünün kullanımını; 8 saat süreyle
kapitaliste devrettiği varsayımından hareket edelim. Bu 8 saatlik emek gücünün
değeri, para ifadesiyle 100 lira olsun. Buna göre kapitalist, işçiden satın aldığı
emek gücünü 8 saat kullanacak, karşılığında 100 lira ödeyecek. Bu kapitalistle işçi arasında yapılan sözleşmeyle kayıt altına alınmıştır.
Yapılan sözleşmenin ardından, işçiyle kapitalist üretim alanına geçer
ve işçi çalışmaya başlar. Varsayalım ki işçi, 8 saatlik işgününün ilk 4 saatinde,
para ifadesi 100 lira olan emek gücünün değerini üretir. Bu noktada işçi, “ben
emek gücümü, sana 100 liraya sattım; 4 saat içinde bunun karşılığını ürettim,
artık çalışmıyorum” deseydi. Kapitalistin buna “dur bakalım” diyerek itiraz
edeceği açıktır: “Seninle anlaşmamız 8 saat üzerinedir, sen henüz 4 saat
çalıştın, bu süreyi tamamlamak zorundasın” İşçinin, kapitalistin sözleşmeyi
hatırlatmasına söyleyecek bir şeyi yoktur. Zira sözleşmeleri 8 saattir ve işçi,
çalışmaya devam eder. Kalan 4 saatlik sürede ise, kendi ücretinin karşılığını
aşan, para ifadesiyle yine 100 lira olan artı değeri üretir. Böylece işçi, bir
yandan 100 lira ile ifade edilen emek gücünün değerini yeniden üretirken; diğer
yandan da kapitaliste gidecek olan 100 liralık artı değeri de yaratmış olur.
Kapitalist memnundur. İş günü sözleşmeye göre tamamlanmış, kendisi için olan
artı değer üretilmiş ve el konulmuştur.
Ne var ki kapitalist toplumda, artı değerin işçiden bu
şekilde sızdırılışı doğrudan ve apaçık görünmez. Emeğin karşılığı bütünüyle
ödenmiş gibi görünür. Sömürü adeta bir sis perdesinin ardına gizlenir. Ödenmiş
emekle ödenmemiş emek arasındaki ayrım silinir gider.
Oysa önceki üretim biçimlerinde sömürü apaçık görünürdür.
Örneğin angaryada, köylünün kendisi için harcadığı emek ile toprak beyi için
harcadığı emek açıkça birbirinden ayrılır. Köylü haftanın belli günlerinde
kendisi için ayrılan toprakta çalışırken; diğer günlerde beyin toprağında
çalışır. Böylece sömürü sınırları açıkça görünür. Köleci sistemde ise, kölenin
bütün emeğinin karşılığı ödenmemiş gibi görünür. Oysa kölenin, yaşamını
sürdürebilmesi için ürünün bir kısmı kölenin ihtiyacı için ayrılmak zorundadır
ve ayrılır. Ne var ki kölenin, tüm varlığı efendisinin mülkünde oluşu, onun
kendisi için harcadığı emeği görünmez kılar. Buna karşın, sömürü dolaysız ve
açık bir şekilde görünürdür.
Oysa ücretli emek sistemine dayanan kapitalist toplumda durum
farklıdır. Artı emek, yani karşılığı ödenmemiş emek dahi, karşılığı ödenmiş emek
gibi görünür. Bu görünüm, bizzat ücretlilik ilişkisinin kendisinden kaynaklanır.
İşçinin ücreti, emeğin değeri ya da değerin para ifadesi olan fiyatıymış gibi görünür,
algılanır. Böylece belirli miktarda emek (örneğimizde 8 saat)için, belirli bir
para miktarıyla (100 lira) olarak görünür. Başka bir deyişle, işgününün
yalnızca bir bölümünde (4 saat) üretilen değer, ya da ödenen ücret (100 lira)
sanki tüm işgününün(8 saat) karşılığıymış gibi görünür ve algılanır. Bu durum, gerekli emekle
artı emek arasındaki ayrımı görünmez kılar. Böylece işçinin emeği, karşılığı
ödenmiş emek gibi görünür. Sömürü ilişkisi uçup gider.
Sömürünün gizlenmesine bir katkı da, işçinin ücretini
çalıştıktan sonra alıyor olmasından gelir. İşçi, örneğimizde olduğu gibi 8 saat
çalışır. Ardından sözleştikleri gibi ücreti olan 100 lirayı alır. Bu 100 lira, işçinin
gözünde ve genel algıda, tüm 8 saatin karşılığıymış gibi görünür. Oysa gerçekte
bu ücret, yalnızca emek gücü değerinin karşılığıdır. Ancak ücretin çalıştıktan
sonra verilmesi, sanki doğrudan emeğin kendisinin karşılığıymış izlenimi
yaratır. Böylece emek ile emek gücü ayrımı silinir. Sömürünün gizi üzerine, bir
örtü daha örtülür.
Kapitalist toplumda, sömürüyü
gizleyen görüngüyle, sömürünün gerçekleştiği özü tabloda birlikte görelim.
|
Sömürü
Gizemi - Görünüm |
|
İşçi 8 saat
çalışması karşılığında, 100 lira almak üzere kapitalistle anlaşır. Anlaşmanın
görüneni 8 saatlik emeğin değeri, ya da değerin ifadesi olan fiyatı 100 liradır.
Bu fiyat, emek için ödenmiştir. Bu görüngü, emeğin bir değeri olduğu yanılgısını üretir. Ayrıca ücretin çalıştıktan sonra alınması, emeğe ödeme yapıldığı
görüngüsünü güçlendirir. Örnekteki 100 liranın(ücretin) emeğin fiyatı olduğu
yanılgısına götürür. Oysa emeğin ne değeri ne de bir fiyatı vardır. Emek,
alınıp satılabilen bir meta değildir. |
|
Sömürü
Gerçekliği - Öz |
|
İşçi, 8
saat süreyle, emek gücü metasının kullanım hakkını kapitaliste satar. Emek
gücü metası, üretim sürecinde tüketilirken, ilk 4 saatte kendi emek gücünün
değeri, ya da değerin fiyat ifadesi olan 100 lira üretilir. Diğer 4 saatte de,
kapitalistin artı değeri, ya da artı değerin fiyat ifadesi olan 100 lira
üretilir. Böylece işçi, 8 saatte hem kendi emek gücü karşılığı olan değeri,
hem de kapitalistin karşılığını ödemeden el koyduğu artı değeri üretmiş olur. |
Sonuç olarak belirtelim ki, kapitalist toplumda sömürü doğrudan ve açık bir şekilde görünmez. Onu kavrayabilmek ve görünür kılmak için, görünüşten öze doğru ilerleyen bir yolculuğa çıkmak gerekir. Ancak bu şekilde, sömürünün artı değer biçimi açığa çıkar, sömürünün üzerindeki sis perdesi aralanır.
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder