Konuya giriş olarak, metadan
söz etmek yararlı olacaktır. Meta, yararlılığı olan ve değişim amacıyla
üretilen bir emek ürünüdür. Kendisinde taşıdığı özellikleriyle, insan
ihtiyacını gideren yararlı bir nesnedir. Bu yönüyle meta, bir ihtiyacı
karşılama özelliği olan kullanım değerine sahiptir. Her yararlı nesne, kullanım
değeri bakımından bir matadır.
Diğer yandan metalar,
birbirleriyle belirli oranlarda değiştirilebilirler. Bu yönüyle de meta, aynı
zamanda değişim değeri özelliğine sahiptir. Yani meta, hem kullanım hem de değişim
değerine sahiptir. Metaların birbirleriyle değiştirilebilir olmalarını sağlayan
unsur, hepsinin de emek ürünü olmalarıdır. Her biri, belirli miktarda emek
içerirler ve bu ortak emek, onları birbirleriyle değiştirilebilir kılar.
Üreticiler metaları, değişim sürecinde birbirleriyle eşitlediklerinde; aslında
metalarda maddeleşmiş olan emeği eşitlerler.
Metalarda maddeleşen emek miktarı,
onların diğer metalarla değişim oranı belirleyen değerini oluşturur. Değerin
büyüklüğü, metanın üretilmesi için gerekli olan toplumsal emek miktarına bağlıdır.
Bu nedenle her meta, toplumsal emek ürünü olarak belirli miktarda değere
sahiptir.
Emek gücü de bir metadır. Diğer
metalarda olduğu gibi emek gücünün de bir değeri vardır. İnsanın, fiziksel ve
entelektüel yeteneklerinin ifadesi olan emek gücü, yaşayan insan organizmasının
bir ürünü olarak var olur. Bu nedenle emek
gücü, ancak insan varlığıyla birlikte düşünülebilir. İnsan varlığı yoksa emek gücünden
de söz edemeyiz. Emek gücü, insan canlılığının ve yeniden üretilebilir olan
varlığının bir ifadesidir.
Bu yönüyle emek gücünün
üretimi, bireyin kendisini yeniden üretmesi, yani yaşamını sürdürmesi anlamına
gelir. Bireyin yaşamını sürdürmesi de belirli geçim araçlarına ulaşmasına
bağlıdır. Dolayısıyla emek gücünün değeri, kendisini bu geçim araçlarının
değerine indirger. Bu araçlar; gıda, barınma, giyinme, ısınma, eğitim sağlık
gibi bireyin yaşamını yeniden üretmesini sağlayan zorunlu tüketim araçlarından
oluşur. Bu anlamıyla emek gücünün değeri, işçinin ve ailesinin geçimini
sürdürebilmesi için gerekli olan; toplumsal olarak belirlenmiş geçim
araçlarının toplam değerine karşılık gelir.
Emek gücünün değeri, hem fizyolojik
hem de tarihsel ve toplumsal faktörlerce belirlenir. Fizyolojik ihtiyaçlar, işçinin
fiziksel olarak varlığını sürdürebilmesi için zorunlu olan olmazsa olmaz
ihtiyaçlardır. Her şeyden önce, emek gücü taşıyıcısı olan işçi yaşamını
sürdürebilmelidir. Bunun için işçinin, gıda, barınma, giyinme, ısınma gibi
yaşamsal ihtiyaçları karşılanmalıdır.
Ne var ki işçinin
ihtiyaçlarının kapsamı, sadece biyolojik ihtiyaçlarla sınırlı değildir. İhtiyaçlar
aynı zamanda, ülkenin özgün koşullarına göre değişir. İklim, doğal çevre ve
toplumsal yaşam standartlarına bağlı olarak değişir. Bu nedenle örneğin
İngiltere’deki bir işçinin gıda, giyim ve konut ihtiyacı ile Hindistan’daki bir
işçinin ihtiyaçları aynı değildir.
Diğer yandan ihtiyaçlar çeşitli
ve değişkendir. Üretici güçlerin gelişmesine bağlı olarak artar ve genişler. İhtiyaçların
türü ve kapsamı ülkeden ülkeye farklılık gösterir. Ülkelerin özgün koşulları, kendi
gelişmişlik düzeyleri, yaşama koşulları ve toplumda yerleşik alışkanlıklarına
bağlı olarak değişir. Örneğin gazete okumak, tiyatroya gitmek ya da bir bira
içmek; bir ülkede işçinin olağan ihtiyacı sayılırken, başka bir ülkede aynı
ölçüde ihtiyaç olarak görülmeyebilir.
Ayrıca emek gücünün sahibi
olan işçi, yaşlanmayla ya da yaşamını yitirmeyle üretim sürecinden çekilebilir.
Bu durumda emek pazarı, yeni işçi ihtiyacını karşılamakta yetersiz kalabilir. Böyle
bir durumda üretim sistemi, sürekliliğini kaybedebilir.
Üretim sisteminin
sürekliliğinin sağlanabilmesi, emek pazarının sürekliliğinin sağlanmasına
bağlıdır. Bunun için de kesintisiz biçimde yeni işçilerin emek pazarında boy
göstermesi gerekir. Çünkü sistemin sürekliliği buna bağlıdır. Bu nedenle aşınarak,
yıpranarak, yaşamını kaybederek üretimden çekilen emek gücü sahiplerinin yerlerini,
yenilerinin almaları gerekir. Bu da esas olarak işçi ailesi aracılığıyla
sağlanır. Bu durumda, emek gücünün yeniden üretimi için gerekli olan geçim
araçlarının içerisinde, işçinin çocuklarının geçim araçlarının da olması
gerekir. Dolayısıyla emek gücünün yeniden üretimi için gerekli olan geçim
araçları yalnızca işçinin değil; aynı zamanda onun ailesinin ve çocuklarının
ihtiyaçlarını da kapsar.
Ayrıca her hangi bir sanayi
dalında hüner ve beceri kazanabilmek için eğitime ihtiyaç vardır. Eğitim
süreciyle emek, nitelik kazanarak özel türde (vasıflı) emek konumuna yükselir. Bu
tür vasıflı emeğin edinilebilmesi için yapılan eğitim harcamaları da bir maliyet
oluşturur. Bu maliyet de emek gücünün değerine dâhil edilir.
İşte emek gücü sahibi olan
işçinin ihtiyaçlarının kapsamını, çeşitliliğini ve düzeyini belirleyen etkenler
bunlardır.
Özetle, işçinin yaşamını
sürdürebilmesi için gerekli olan her geçim aracının bir değeri vardır. Her biri
de belirli bir miktar değer içerir. Bu değer, söz konusu araçların üretimi için
gerekli olan emek zamanıyla; başka bir deyişle, içerdikleri emek miktarıyla
belirlenir.
İşte işçinin bu yaşam araçlarının
toplam değeri, emek gücünün değerini oluşturur.
Emek
Gücü Değerinde Asgari Düzey
İşçinin emek gücü değerinin
alt sınırı vardır. Bu alt sınır, işçinin almadığı takdirde varlığını
sürdüremeyeceği, yaşam enerjisini yenileyemeyeceği geçim nesnelerinin
değerinden oluşur. İşçi bu geçim nesnelerini elde edemediğinde, yaşamını normal
biçimde sürdüremez.
Emek gücü değeri ile bu değerin
en alt sınırı olan değerin birbirine karıştırılmaması gerekir. Zira emek
gücünün değeri, yalnızca fiziksel asgari geçim araçlarının değerine
indirgenemez. Bu değer, tarihsel ve toplumsal olarak belirlenen daha geniş bir
geçim nesnelerinin değerini kapsar. Eğer emek gücünün değeri, bu fiziksel
asgariye kadar düşseydi, işçi varlığını koruyamaz ve yaşamını sürdüremezdi.
Burada şu noktayı özellikle
vurgulamak gerekir: Emek gücünün fiyatı, yani işçinin eline geçen ücret, bu
değerin fiziksel asgari sınırına ve hatta onun da altına düşebilir. Fiyat, bu
asgariye düştüğünde, emek gücü normal değerinin altına düşmüş olur. Böyle bir
durumda, işçi normal düzeyde yaşamını koruyamaz, sürdüremez. Varlığını ancak “çarpık”
bir biçimde, “kötürüm” olarak koruyup, sürdürebilir.
Marx Kapital’in birinci
cildinde bu durumu, şöyle ifade eder: “Eğer emek-gücünün fiyatı, bu alt sınıra
düşerse, bu koşullar altında varlığını ancak kötürüm bir durumda koruyup
sürdürebileceği için, değerinin altına düşmüş olur. “ s.188

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder