Bu
durum, ilk bakışta yalnızca basit bir sözleşme ihlali olarak görünür. Ücret
gaspının sözleşmeye aykırı bir davranış olması, olgunun görünen ve hukuki yönünü oluşturur. Ancak bunun arkasında,
kapitalistin ücret gasp etmesine olanak tanıyan maddi bir temel bulunur. Bu maddi temel, işçi ile kapitalist
arasındaki emek gücünün alım satımına dayanan ilişkide bulunur.
Bu ilişkide işçi, emek gücünün kullanım hakkını belirli bir süreliğine kapitaliste satar. Bu satış, belirli bir ücret karşılığında; sözleşmeye dayalı olarak gerçekleşir. Emek gücünün satışıyla, ücretin ödenmesi aynı anda gerçekleşmez. İşçi emek gücünü sattıktan sonra çalışır, emek harcar ve kapitalist için üretir. Ücret ise bu çalışmanın ardından ödenir. Başka bir deyişle, emek gücünün satışıyla; ücretin ödenmesi arasında koca bir üretim süreci vardır. Emek gücünün satışıyla ücretin ödenmesi arasındaki bu zaman farkı; kapitaliste, ücret üzerinde fiilî bir kontrol olanağı sağlar.
Bu
zaman farkının işçi açısından somut sonucu, ücretini almadan önce emek gücünü
kapitaliste kullandırıyor olmasıdır. İşçi, sözleşmede kararlaştırılan süre
boyunca; emek gücünü, kapitalistin kullanımına sunar. Emek gücü tüketilirken,
emek harcanır ve üretim gerçekleşir. Çalışma tamamlanıp üretim gerçekleştikten
sonra da işçinin ücreti ödenir. Marx bu durumu şöyle ifade ediyor: “… her
zaman, emek gücünün kullanım değeri kapitaliste avans olarak verilir; emekçi
henüz karşılığını almadığı emek gücünün satın alıcısı tarafından tüketilmesine
izin vermekte ve her yerde kapitaliste kredi açmaktadır.”[1] İşçi,
emek gücünü önce kapitalistin kullanımına sunmakta, ücretini ise emek gücü
kullanıldıktan sonra almaktadır.
Satış
ile ücretin ödenmesi arasındaki bu zaman farkı, ücret gaspı için maddi bir
olanak yaratır. Üretim gerçekleştikten sonra kapitalist, sözleşmeye aykırı
davranarak ücreti geciktirebilir, eksik ödeyebilir ya da hiç ödemeyebilir.
Böylece kapitalist, işçinin gerçekleştirmiş olduğu çalışmanın karşılığını
elinde tutabilir. Ücret gaspının özgünlüğü tam da burada ortaya çıkar:
Kapitalist, işçinin henüz gerçekleştirmediği bir emeğe değil, çalışmasının
karşılığı olarak kendisine ödenmesi gereken ücrete el koymaktadır.
Bu maddi olanak, üretim maliyetini düşürme
zorunluluğuyla birleştiğinde; ücret gaspı eğilimini daha da güçlendirir. Ücret,
kapitalistin üretim maliyetine girer. Bu nedenle kapitalist, kârını artırmak
için ücreti olabildiğince düşürme eğilimindedir. Kapitalistin bu eğiliminin en
uç noktası, ücret maliyetini sıfırlamaktır. Ne var ki emek ile sermaye
arasındaki sömürü ilişkisi sürdüğü sürece; bunun gerçekleşmesi fiilen
olanaksızdır. Kapitalistin bu yöndeki eğilimi, özellikle işsizliğin yoğun,
esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygın olduğu koşullarda daha güçlü biçimde
ortaya çıkar. Sınıf mücadelesinin geri çekildiği, örgütsüzlüğün yaygınlaştığı
ve hukuki denetimin yetersiz olduğu koşullarda ise kapitalistin ücret
üzerindeki baskısı daha da artar. Ücret gaspı eğilimi güçlenir.
Kuşkusuz
işçi açısından ücret gaspı bir yıkımdır; yaşamsal varlığına yönelen doğrudan
bir tehdittir. Çünkü ücret, işçinin emek gücünü yeniden üretebilmesinin maddi
koşuludur. İşçi, çalışma sürecinde harcadığı bedensel ve zihinsel gücü yeniden
kazanmak ve ertesi gün yeniden çalışabilir duruma gelmek zorundadır. Bunun için
beslenme, barınma, giyinme ve diğer temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi
gerekir. Bu ihtiyaçları karşılamanın temel aracı ise ücrettir. Ücret
ödenmediğinde işçi, kendi varlığında bulunan emek gücünü yeniden üretemez.
Ücret gaspı süreklilik kazandığında ise, işçinin yaşamsal varlığını sürdürmesi
giderek olanaksızlaşır.
Ücret
gaspı çoğu zaman, kapitalistin yaşadığı ekonomik sıkıntılar, nakit akışındaki
bozulmalar ya da ödeme güçlükleri üzerinden gerekçelendirilmeye çalışılır.
Ancak bu tür gerekçelendirmeler yetersizdir. Çünkü kapitalist, işlerin iyi
gittiği, ödeme gücüne sahip olduğu ve kârlılığını artırdığı koşullarda da ücret
gaspına başvurabilir. Kapitalistin bu tür gerekçelerle, sözleşmeden doğan
yükümlülüğünü yerine getirmemesi; elbette somut bir hak ihlalidir. Ancak ücret
gaspını yalnızca kapitalistin ekonomik durumuyla açıklamak, gaspı olanaklı
kılan maddi temeli gözden kaçırır.
Burada,
ücretin kaynağına ilişkin bir parantez açmak yerinde olur: İşçi, üretim
sürecinde yalnızca artı değeri değil, emek gücünün değerini de yeniden üretir.
Başka bir deyişle işçi, ücret olarak alacağı değeri, ücret kendisine ödenmeden
önce üretim sürecinde yaratır. Kapitalist ise işçinin ürettiği bu değerin para
biçimini, daha sonra ücret olarak öder. Marx bu ilişkiyi açık biçimde ortaya
koyar: “Emek gücü, işçiye ödenecek eş değeri, kapitalist henüz bunu para
biçiminde ödememişken, meta biçiminde sağlamıştır. Demek ki kapitalistin işçiye
ödeme yapmak için kullandığı ödeme fonunu işçinin kendisi yaratır.” [2] Dolayısıyla ücret, kapitalistin işçiye sunduğu bir lütuf ya da kendi
servetinden azaltarak yaptığı bir ödeme değildir. Ücret, işçinin emek gücünün
değerinin para biçimindeki ifadesidir. İşçi, ücretin karşılığı olan değeri
üretim sürecinde üretmiş; kapitalist ise bu değerin para biçimini daha sonra
ücret olarak ödemiştir. Kapitalistin sözleşmeye dayalı yükümlülüğü, işçinin
daha önce yarattığı ve hukuken kazanılmış bir hak olan ücreti zamanında
ödemektir.
Ücret
gaspı, kapitalistin tam da bu yükümlülüğü yerine getirmemesiyle ortaya çıkar.
Kapitalist, işçinin emek gücünün karşılığı olan ücreti geciktirir, ödemez ya da
eksik öder. Böylece üretim sürecinde ortaya çıkan artı-değere el koymasından
farklı olarak, işçinin emek gücünün değerinin para biçimindeki karşılığını da
kendi tasarrufunda tutar. Dolayısıyla ücret gaspı, yalnızca ödemenin gecikmesi
ya da yapılmaması değil, işçinin üretim sürecinde yarattığı ve sözleşme gereği
kendisine ödenmesi gereken değerin; kapitalist tarafından haksız biçimde alıkonulmasıdır.
Bu
noktada, artı değer ile ücret gaspı arasındaki farka da değinmek gerekir. Her
ikisinde de kapitalistin, işçinin yarattığı değere el koyması söz konusudur.
Ancak el koymanın niteliği ve gerçekleştiği ilişki farklıdır. Artı değer,
işçinin emek gücünün değerini yeniden üretmek için gerekli olandan daha fazla
değer yaratması ve bu fazla değere kapitalistin el koymasıdır. Ücret gaspı ise
işçinin emek gücünün değerinin para biçimindeki karşılığının, kapitalistin
sözleşmeden doğan ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi yoluyla
alıkonulmasıdır. İlki, kapitalist üretim ilişkisinin işleyişinden doğan bir
sömürü biçimidir. Mevcut hukuk düzeni içinde sözleşme ilişkisi çerçevesinde
meşrudur ve meşru kabul edilir. İkincisi ise kapitalistin, aynı sözleşmeden doğan
yükümlülüğünü ihlal etmesiyle ortaya çıkan bir gasp biçimidir.
Yalnızca
bu da değildir. Ücret gaspı aynı zamanda işçinin yaşamını sürdürmesinin maddi
koşullarına yönelik doğrudan bir saldırıdır. Kapitalist, bilincinde olsun ya da
olmasın, ücret gaspıyla işçinin yaşamını sürdürme koşullarını ortadan
kaldırmaya yönelmiş olur. Çünkü ücret gasp edildiğinde işçi, beslenme, barınma,
giyinme ve diğer temel ihtiyaçlarını karşılayamaz; varlığından ayrı
tutamayacağımız emek gücünü yeniden üretemez. Bu nedenle ücret gaspı, yalnızca
ücretin ödenmemesi değil; işçinin yaşamını sürdürebilmesinin maddi koşullarının
da gasp edilmesidir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder