17 Temmuz 2026 Cuma

MESEM'ler: Sorun Uygulamada Değil, Sistemin Kendisinde


MESEM'ler üzerine söylenecek ne kaldı ki? Çocuk işçiliği, iş cinayetleri, emek sömürüsü, düşük ücretler, eğitimin piyasalaştırılması, ucuz emek gücü politikaları… Bu ve benzer olgular çokça dile getirildi. Raporlar hazırlandı, haberler yapıldı, akademik çalışmalar yayımlandı. Sendikalar ve sivil toplum kuruluşları da, en azından belirli ölçüde tepkilerini ortaya koydu. Buna rağmen MESEM'lerden geri adım atılmadı, atılmıyor. Neden geri adım atılsın ki?... Zira siyasal iktidar açısından, geri adım atmayı gerektirecek bir durum yoktur. Sorun varsa da, MESEM'lerin yapısında değil; uygulama sürecindeki eksikliklerde, işyerlerindeki ihmallerde ve denetim açıklarındadır. Bu yaklaşım, MESEM’in yapısal bir sorununu, uygulama eksikliklerine indirgemekte ve yapının kendisini tartışma dışı bırakmaktadır.

Ancak çocuk işçiliği, iş cinayetleri, emek sömürüsü ve benzeri olgular, uygulamadaki eksiklikleriyle açıklanamaz. Asıl sorun, MESEM'lere yön veren, eğitim politikasının dayandığı üretim sürecinin öncelikleridir. Başka bir deyişle, siyasal iktidarın MESEM'lere ilişkin tutumunu belirleyen temel etken, sermayenin çocuk emeğine duyduğu yapısal ihtiyaçtır. Yapısal diyoruz; çünkü kapitalist üretim biçiminde sermayeler arasındaki rekabet, işletmeleri sürekli olarak üretim maliyetlerini düşürmeye zorlar. Üretim maliyetlerini düşürmenin başlıca yollarından biri de, emek gücü maliyetini azaltmaktır. Özellikle emek yoğun sektörlerde, maliyeti düşük olan emek gücüne duyulan ihtiyaç daha belirgindir. MESEM'ler de bu ihtiyaca, eğitim alanı üzerinden yanıt veren kurumsal düzenlemelerdir. Öğrencilerin haftanın dört gününü işletmelerde, yalnızca bir gününü okulda geçirdiği bu yapı, eğitimi doğrudan üretim sürecine tabi kılmaktadır. Bu nedenle MESEM'ler, çocuğun çok yönlü gelişimini önceleyen bir eğitim düzenlemesi değildir. Aksine, çocuk emek gücünü, sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda üretim sürecine katan kurumlardır. Örgütlenme biçimi de işleyişi de bu doğrultuda şekillenmiştir.

Bu örgütlenme biçimi ve işleyiş, kapitalist toplumda eğitim ile üretim arasındaki ilişkinin niteliğini de görünür kılmaktadır. Kuşkusuz, eğitim ile üretim arasındaki ilişki, kapitalizm öncesi toplum biçimlerinde de vardı. Ancak kapitalizm öncesi toplum biçimlerinde, çocuğun toplumsal üretime katılması; çoğunlukla bilgi ve beceri kazandıran bir nitelik taşıyordu. Aynı zamanda, çocuğun bireysel gelişimine de katkı sunuyordu. Kapitalist üretim biçiminde ise, eğitimle üretim arasındaki ilişki, sermayeyle emek arasında kurulan sömürü ilişkisidir. MESEM ler, bu sömürü ilişkisini apaçık görünür kılan örneklerdir. Tam da bu nedenle, sermayeyle çocuk emeği arasındaki bu sömürü ilişkisine; çeşitli söylemlerle meşruluk üretmeye çalışılmaktadır.

MESEM lerde meşruluk üretme söylemlerinden biri ahiliktir.  Ahilik, küçük üreticiliğe ve zanaat temelli üretime dayanan bir toplumsal zeminde ortaya çıkmıştır. Ahilikteki usta-çırak ilişkisi, yalnızca bir meslek aktarımı değildi. Aynı zamanda, dayanışma temelliydi ve çocuğa ahlaki sorumluluk yükleyen bir ilişkiydi. Bu nedenle ahilik; dayanışmayı, meslek ahlakını, ustalık geleneğini ve toplumsal sorumluluğu esas alan toplumsal örgütlenme niteliğindeydi. Yani bu yapı, yalnızca üretim süreçlerini değil, çırağın topluluk içindeki konumunu ve ahlaki sorumluluklarını da düzenliyordu. Ancak, kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesiyle birlikte bu ilişki çözülerek tasfiye edilmiştir. Böylece usta-çırak ilişkisinin yerini; emek ile sermaye arasındaki sömürü ilişkisi almıştır. Sömürü ilişkisinde üretimin temel amacı ise, mesleki gelişim ya da toplumsal sorumluluk değildir. Sermayenin değerlenmesidir. Sermayenin değerlenmesi yolunda kârın artırılmasıdır. Dolayısıyla ahiliğin MESEM'lerle ilişkilendirilmesinin nesnel bir temeli yoktur.

Buna karşın, bu ilişkilendirme MESEM'lerin toplumsal meşruiyetini güçlendiren ideolojik bir işleve sahiptir. Bu sayede MESEM'ler kapsamında ortaya çıkan; çocuk işçiliği, iş cinayetleri, düşük ücretler ve çalışma koşullarına ilişkin hak ihlalleri, yapısal sorunlar olarak değil; uygulamadaki düzeltilebilecek münferit aksaklıklar olarak sunulabilmektedir. Oysa bunlar MESEM'ler aracılığıyla eğitimin, sermaye birikim sürecine doğrudan eklemlenmesinin zorunlu sonuçlarıdır. Sorun, MESEM'in eğitimi sermaye birikim sürecine tabi kılan yapısındadır. Ahilik söylemi ise, tarihsel bir benzerlik kurmakla; MESEM'in, kapitalist üretim ilişkileri içindeki gerçek işlevini gölgeleyebilmektedir.

Yazının başında da sorduğumuz gibi, MESEM'ler üzerine söylenecek ne kaldı ki? Çocuk işçiliği, iş cinayetleri, emek sömürüsü, düşük ücretler ve eğitimin piyasalaştırılması üzerine söylenmesi gerekenler söylendi, söyleniyor. Buna rağmen MESEM'lerden geri adım atılmıyor. Çünkü siyasal iktidar açısından geri adım atmayı gerektirecek bir durum yoktur. Zira siyasal iktidar, yaşanan sorunları MESEM'in kendisinde değil; uygulamadaki eksikliklerde, işletmelerdeki ihmallerde ve denetim zafiyetlerinde görmektedir. Oysa uygulamadaki eksiklikler, ihmaller ve denetim zafiyetleri yaşanan sorunları ağırlaştırsa da sorunun kaynağı değildir. Sorun eğitim politikalarını, sermaye birikim sürecinin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiren anlayışın kendisindedir.

Kapitalist üretim ilişkileri varlığını sürdürdükçe, sermayenin çocuk emeğine duyduğu ihtiyaç da varlığını sürdürecektir. Bu ihtiyacı karşılayan MESEM lerde ortaya çıkan sorunlar da, kaynağını sermayenin çocuk emeğine duyduğu yapısal ihtiyaçtan almaya devam edecektir. Dolayısıyla MESEM'lerde yapılacak kısmi düzenlemeler; sorunun kaynağını ortadan kaldırmayacaktır.

Bu açıdan bakıldığında, çocukların eğitimini; üretim sürecinin ihtiyaçlarına tabi kılan MESEM'lerin kaldırılması gerekmektedir. Ancak bu, tek başına yeterli bir durum değildir. Çünkü MESEM lerin kaldırılması, eğitimi sermayenin hizmetine koşan eğitim politikaları sürdüğü sürece, aynı amaca hizmet eden başka uygulamaların geliştirilmesini engellemeyecektir. Bu nedenle, MESEM’in yerini alacak benzer uygulamaların ortaya çıkması da şaşırtıcı olmayacaktır. Bu durumda asıl olan, eğitimi piyasanın ve sermaye birikim sürecinin ihtiyaçlarına göre düzenleyen eğitim politikalarının terk edilmesidir. Ne var ki siyasal iktidar, bu politikaları terk etmek yerine; sürdürmekte ısrar etmektedir. Bu durumda, eğitimin piyasanın ihtiyaçlarına tabi kılınmasına karşı daha etkin mücadele kaçınılmazdır. Bu ise ancak, çocukların çok yönlü gelişimini esas alan kamusal ve bilimsel eğitim talebinin; toplumsal bir mücadeleye dönüşmesiyle mümkün olabilir. Aksi durumda, ne MESEM lerden geri attırılabilir ne de eğitimin sermayenin ihtiyaçlarına göre düzenlenmesinin önüne geçilebilir.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder