27 Haziran 2026 Cumartesi

“Emeğin Payı” Söyleminin Ötesinde: Kapitalist Üretim İlişkileri

Ekonomi alanında sıkça kullanılan söylemlerden biri “emeğin milli gelirden aldığı pay azalıyor” söylemidir. Bu ifade, işçilerin ücret biçimindeki gelirlerinin gerilemesini ve sermaye kesiminin toplam gelirden aldığı payın artmasını anlatmak için kullanılır. İşçinin yaşam koşullarının kötüleşmesi, adaletsiz bir bölüşüm ilişkisine bağlanır. Ne var ki bu yaklaşım, işçinin yaşam koşullarının kötüleşmesinin kaynağını, yalnızca gelir dağılımındaki paylaşım ilişkisinde gören bir yaklaşımdır. Oysa kapitalist toplumda işçi ile kapitalist arasında; yaratılmış değer üzerinden basit bir paylaşım ilişkisi söz konusu değildir. 

“Emeğin payı”, ilk bakışta uygun ve açıklayıcı bir söylem gibi görünür. Sanki toplumda, gönüllülük temelinde birlikte üretilen bir toplam değer vardır. Bu değer, işçilerle kapitalistler ve toplumun diğer kesimleri arasında bölüşülmektedir. Bu bölüşüm ilişkisi içerisinde de, işçinin aldığı pay giderek azalırken, kapitalistin aldığı pay ise giderek artmaktadır. Bu minvalde bölüşüm ilişkileri üzerinden kurulan yaklaşım; işçinin yaşam koşullarının kötüleşmesi sorununun özünü gölgede bırakmaktadır. Oysa sorunun özü, yaratılan değerin nasıl bölüşüldüğünden ziyade, bu değerin hangi toplumsal ilişkiler çerçevesinde üretildiğidir.

Kapitalist üretim ilişkilerinin temelinde, üretim araçlarının kapitalist özel mülkiyeti yatar. Bu ilişkide, üretim araçları kapitalistin elindedir. İşçi ise herhangi bir üretim aracına sahip değildir. Zira tarihsel gelişme süreci, emeği ücretli emek ve emekçiyi de ücretli işçi durumuna getirerek, üretim araçlarından koparmıştır. Başka bir deyişle, emekçiyi üretim araçlarından “özgürleştirerek” işçi kimliğiyle mülksüzleştirmiştir. Aynı tarihsel süreç, işçiyi üretim araçlarından koparırken; emek gücünü de alınıp satılabilen bir meta haline dönüştürmüştür. Böylece işçi ancak, metaya dönüşen emek gücünü belirli bir ücret karşılığında; kapitaliste satarak varlığını sürdürebilir duruma gelmiştir.

Ücret, işçinin emek gücü değerinin para biçimindeki fiyatıdır. Burada vurgulanması gereken nokta, işçiye ödenen ücretin, üretim sürecinde yaratılan yeni değerin bölüşümünden oluşmadığıdır. Bu ücret, üretim sürecine girmeden önce satılan emek gücünün değeridir. Başka bir deyişle, işçi üretim sürecine girmeden önce, kapitalistin satın aldığı emek gücünün karşılığıdır. Ücret, işçiyle kapitalist arasında sözleşmeye dayalı olarak belirlendikten sonra; işçi, üretim sürecine girer. Üretim sürecinde işçi, ücretinin karşılığı olan değeri yeniden üretirken; fazladan bir değer de üretir. Kapitalist bu fazladan üretilen değere, yani artı değere el koyar. Dolayısıyla kapitalist üretimle ortaya çıkan ilişki, üretilen değerin işçi ile kapitalist arasında basit bir paylaşım ilişkisi değildir. Bu ilişki, üretim sürecinde işçinin ürettiği değerin bir kısmına kapitalistin el koymasıyla yürüyen bir sömürü ilişkidir. Öyle ki bu ilişkide işçinin “aldığı ücret ne olursa olsun ücretli işçi olarak zamanının bir kısmını karşılıksız olarak çalışır.” [1]  Karşılıksız çalışma da, artı değerde varlık bulur.

Burada Marx’ın yapmış olduğu temel bir ayrıma vurgu yapmak gerekir. İşçinin sattığı şey emeği değil, çalışma yeteneği olan emek gücüdür. Zira emek, üretim sürecinde gerçekleşen, insanın üretim faaliyetidir. Dolayısıyla emek, gerçekleşmeden önce bağımsız bir meta niteliği kazanmaz; meta olarak da alınıp satılamaz. Satışa söz konusu olacak bir değeri de yoktur. Marx’ın ifadesiyle: “ Onun emeği, fiilen (harcanmaya) başlar başlamaz, artık, ona ait olmaktan çıkmıştır ve bunun için de bu emeğin şimdi onun tarafından satılması söz konusu olamaz. Emek değerin özüdür, ama kendisinin bir değeri yoktur.” [2]   Başka bir ifadeyle işçi, henüz gerçekleşmemiş olan emeğini değil; metaya dönüşmüş emek gücünü satar. Zaten emek harcanmaya başladığı andan itibaren kapitalistin denetimine girer ve ona ait olur. Özcesi emek piyasasında alınıp satılan şey doğrudan emek değil, işçinin belirli süreliğine kapitalistin kullanımına terk ettiği emek gücüdür. Belirli bir süreliğine diyoruz, çünkü süresiz satmış olsaydı, kapitalist üretim ilişkisi de sürekli olmazdı. İşçi ise, köleden farksız olurdu.

Alınıp satılabilen her meta gibi, emek gücünün de bir değeri vardır. Bu değer, emek gücünün yeniden üretilebilmesi için gerekli olan geçim araçlarının değeriyle belirlenir. İşçiye ödenen ücret ise, emek gücü değerinin para biçimidir. Dolayısıyla ücret, üretim sürecinde yaratılan değerin işçi ile kapitalist arasında paylaşılmasından doğan bir pay değildir. Kapitalistin, emek gücünü satın almak için üretim sürecinden önce ayırdığı; değişen sermayesinin bir bölümüdür.

Emek gücüyle emek arasındaki ayrım, kapitalist üretim biçiminde sömürünün kaynağını açıklamak bakımından belirleyicidir. Çünkü işçinin satın alınan emek gücü üretim sürecinde tüketilirken, kendi değerinden daha fazla değer üretilir. Başka bir deyişle işçi, kendisine ücret olarak ödenen değerden daha fazlasını üretir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, ücretin üretim sürecinde ortaya çıkan yeni değerin paylaşımı olmadığıdır. Bu nedenle de işçinin aldığı ücret, kendi çalışması sırasında yeniden yarattığı değerden aldığı bir pay değildir. Kapitalistin, emek gücünü satın almak için ayırmış olduğu sermayesinin bir bölümdür. “işçinin elinde ücret, artık ücret değil tüketim fonudur. Bu yalnızca kapitalistin elinde ücrettir, yani emek gücü karşılığında değişilmek için ayrılmış sermayenin bir bölümüdür.” [3]

Dolayısıyla işçi üretim sürecine girdiğinde, alacağı ücretin karşılığı olan değeri yeniden üretir. Bununla da kalmaz, ücretinin karşılığı olan değerin ötesinde artı değer de yaratır. Ama bu artı değer, ücret olarak kendisine dönmez; kapitalist tarafından el konulur. Artı değerin üretilmesi ve kapitalist tarafından el konulması, emekle sermaye arasındaki sömürü ilişkisini açık biçimde görünür kılan bir olgudur. Marx’ın deyimiyle “artı değerde, sermaye ile emek arasındaki ilişki çırılçıplak ortadadır.” [4]  Kapitalistin kârı, işçinin yarattığı ama ücret biçiminde kendisine dönmeyen, fazladan değerdir. Bu nedenle kapitalistin elde ettiği kâr, işçiyle yapılan bir paylaşımın bir sonucu değildir. Kapitalist de, işçinin yarattığı toplam değerin içerisinden pay alan bir konumunda değildir. O, üretim araçları mülkiyetine sahip olması sayesinde, işçinin yarattığı artı değere el koyan bir konumundadır. Dolayısıyla işçinin aldığı ücret de, kapitalistin el koyduğu kâr da bölüşüm ilişkisiyle belirlenen bir pay değildir.

Bu nedenle “emeğin payı” kavramı, kapitalist toplumdaki gelir dağılımını ve ücretlerin oransal durumunu göstermek açısından işlevseldir. Ancak bu yaklaşım, sorunu yalnızca üretilen değerin bölüşümü olarak gördüğü ölçüde; kapitalist üretim ilişkisini gölgeleme riski taşır. Çünkü söz konusu olan, önceden üretilmiş değerin taraflar arasında paylaşımı değildir. Üretim süreci sonunda ortaya çıkan değerin nasıl bölüneceği, üretim ilişkilerinin dışından değil bizzat üretim ilişkileri tarafından belirlenir. Sermayenin egemenliği altında örgütlenen kapitalist üretim biçiminde, işçinin yarattığı artı değere kapitalist tarafından el konulur. Sermayenin büyüyüp gelişmesi bu el koyma ilişkisi üzerinden gerçekleşir. Bu sürecin işçiye yansıması ise, işçinin yaşamsal koşullarında ortaya çıkan oransal kötüleşmedir. Üretim süreci ve toplumun yeniden üretimi, bu üretim ilişkileri temelinde gerçekleşir.

Sonuç olarak “emeğin payı” kavramı kapitalist üretim ilişkilerini özünü perdelemesi açısından sorunludur. Çünkü sorunu, asıl dayandığı üretim ilişkilerinden uzaklaştırarak; onu büyük ölçüde üretilmiş değerin bölüşümü sorununa indirgeme eğilimindedir. Oysa sorunun özü, kapitalist üretim ilişkilerinin kendisinde yatar. Bu nedenle sorun, üretilmiş olan değerin nasıl bölüşüldüğünden ziyade, değerin hangi toplumsal ilişkiler içerisinde üretildiğidir. Belirleyici olan da her zaman üretim ilişkileridir. Bölüşüm ilişkileri, üretim ilişkilerinin yaklaşık yansımasıdır. Üretim ilişkilerinden bağımsız bir alan değildir.



[1] Karl Marx, Kapital Cilt II, Sol Yayınları, s. 151.

[2] Karl Marx, Kapital Cilt I, Sol Yayınları, s. 549.

[3] Karl Marx, Grundrise Cilt II, Sol Yayınları, s. 79.

[4] Karl Marx, Kapital Cilt III, Sol Yayınları, s. 49.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder