5 Aralık 2017 Salı

Mülkiyetin Biçimleri ve Kapitalist Özel Mülkiyetin Sonu

Özel mülkiyetin savunucuları, kapitalist sistemden beslenenlerdir. Bu nedenle onlar, özel mülkiyetin ezeli ve ebedi olduğunu ilan ederler. İnsanlığın ilk anından beri özel mülkiyetin varlığından söz ederek; özel mülkiyeti, insanın doğasına atfederler. Amaçları açıktır ki, özel mülkiyeti kutsayarak, sömürüyü olağanlaştırmak, aklamak ve sömürü düzeninin değişmezliğini ortaya koymaktır. Oysa tarihsel akış başka bir şey söyler. Özel mülkiyet ne ezeli ne de ebedidir.

İnsanlığın erken dönemlerinde, üretim araçlarının gelişmemiş oluşu ve emek üretkenliğinin düşüklüğü, toplumsal mülkiyeti zorunlu kılıyordu. İnsanlığın geleceği ise daha ileri düzeyde bir toplumsal mülkiyete işaret ediyor. Çünkü üretim araçlarının alabildiğine gelişmesi ve emek üretkenliğinin devasa artışı, daha ileri düzeyde bir toplumsal mülkiyetin maddi zeminini yaratmaktadır.

22 Kasım 2017 Çarşamba

Sermaye Birikiminin Zorunlu Unsuru: İşsizlik

Kapitalist toplumda, emek gücünü satışa çıkaran her işçi; bu emek gücünü her zaman satamayabilir. Başka bir deyişle, işçi her zaman iş bulamayabilir. Çünkü kapitalist üretim biçimi, işçiye emek gücünün satışı için bir güvence vermez, veremez. Emek gücüne duyulan ihtiyaç, sermaye birikiminin zorunluluklarına göre belirlenir. Sermaye birikimiyse, bir yandan işçilerin bir kısmını üretim sürecine çekerken, diğer yandan da işçilerin bir kısmını üretim sürecinin dışına iter.

Bu süreç, toplam çalışan işçilerin sayısını artırırken, aynı zamanda işsiz kalanların sayısını da büyütür. Böylece işsizler dediğimiz “yedek sanayi ordusu”nun saflarını genişletir. Yedek sanayi ordusu, ya hiçbir işi olmayan ya da düzensiz ve ancak kısa süreli işlerde çalışabilen işsizlerden oluşur. İşsizlik kapitalist toplumda, üç temel biçimde ortaya çıkar. Bunlar, nüfus fazlasının akıcı biçimi, nüfus fazlasının gizli biçimi ve nüfus fazlasının durgun biçimidir. 

13 Kasım 2017 Pazartesi

Kapitalist Üretim ve İşsizliğin Kaçınılmazlığı

Kapitalist toplumda üretim süreci, aynı zamanda bir sermaye birikimi sürecidir. Kâr peşinde koşan kapitalist sınıf, artı değerin bir kısmını sermayeye dönüştürerek, bu birikimi gerçekleştir ve böylece sermayenin büyümesini sağlar.

Sermaye büyüdükçe, işçi sınıfının çalışan kesimi, daha güvencesiz çalışma koşullarına ve daha ağır sömürüye maruz kalır. İşçi sınıfının çalışmayan, yani işsiz kesimi ise açlıkla yüz yüze kalır. Bir yanda yoğun sömürü altında çalışan işçiler, diğer yanda üretim sürecinin dışına itilerek yaşam olanaklarından mahrum bırakılan işsizler… Sermaye birikimi sürecinin yarattığı tablo budur. Bu tablo, işsizliği işçi sınıfının yakıcı sorunlarından biri haline getirir. Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) verilerine göre, dünya genelinde işsiz sayısı 201 milyonun üzerindedir.

4 Kasım 2017 Cumartesi

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Sorunu

Kapitalist sistemde; emekle sermaye arasındaki ilişki, sermayenin sömürüsüne dayalı bir ilişkidir. Bu ilişki, kapitalist sınıfa zenginlik ve rahat bir hayat sunarken, işçi sınıfına işsizlik, yoksulluk ve sefalet dayatır. “Dayatır” diyoruz, çünkü kapitalist sömürü ilişkisi sermayenin, emek üzerindeki egemenliğine dayanır.

Bununla da sınırlı kalmaz. Kölece çalışma koşullarının bir sonucu olarak ortaya çıkan; meslek hastalıkları ve iş kazalarını, üretim sürecinin adeta sıradanı haline getirir.  Bu süreçte, işçi sınıfının bireyleri, sakat kalmakla, çalışma gücünü kaybetmekle kalmaz; yaşamlarını da kaybeder.

26 Ekim 2017 Perşembe

Kapitalist Üretim Biçiminde Sömürünün Gizemi

Kapitalist toplumda sömürü ilişkisi, emek ile sermaye arasında; başka bir ifadeyle, işçiyle kapitalist arasında kurulur. Bu sömürünün temelinde artı değer üretimi vardır. Kapitalist bu ilişkide, üretim aracı sahibi olarak; artı emeğe, artı değer biçiminde el koyar. Ancak kapitalistin bu artı değere el koyabilmesi, özel bir metanın varlığına bağlıdır. Bu özel meta, işçinin mülkiyetinde ve tasarrufunda bulunan emek gücü metasıdır. Emek gücü metasını, diğer metalardan ayıran temel özellik ise, üretim sürecinde tüketildikçe değer yaratabilmesidir. 

22 Ekim 2017 Pazar

Sınıf Kavgasında Yansımasını Bulan; Ücret Kâr Karşıtlığı

Ücretlilik sistemi üzerine kurulu olan kapitalist toplumda, işçinin ücretiyle kapitalistin kârı birbirine karşıttır. Yalnızca karşıt değil, aynı zamanda birbirlerine sıkı sıkıya bağımlıdır da. Ücret olmadan kâr, kâr olmadan da ücret var olmaz.

Üretim sürecinde görülen bu ücret ile kâr karşıtlığı, sınıfsal alanda, kapitalist sınıf ile işçi sınıfı arasındaki uzlaşmaz karşıtlık olarak somutlaşır. Sınıfsal alanda, bu karşıtlığın temel kaynağı, ücretle kâr arasındaki karşıtlıktır. Ücretlerin yeniden belirlendiği toplu iş sözleşmesi görüşmeleri sırasında bu karşıtlık açık şekilde görünür hale gelir. Kapitalist sınıfın çıkarları ile işçi sınıfının çıkarları arasındaki karşıtlık iyice belirginleşir. Taraflar karşılıklı olarak güçlerini sınayarak, süreci kendi lehine çevirmeye çalışır. Böylece sınıf mücadelesi, somut ve en görünür haliyle açığa çıkar.