17 Haziran 2026 Çarşamba

İşçinin Tükenişi: Kapitalistin Kâr Hırsı mı, Sermayenin Zorunluluğu mu?

Kapitalist üretim biçiminde işçilerin, uzun çalışma saatlerine zorunlu bırakılması, aşırı çalıştırılmaları, çalışma koşullarının sağlığı bozacak biçimde örgütlenmesi ve bunların sonucunda erken yaşta hayattan koparılmaları yaygın bir durumdur. Bu durum, çoğu zaman bireysel kapitalistin kâr hırsıyla, açgözlülüğüyle ve doymak bilmeyen kazanma arzusuyla açıklanmaya çalışılır. Sömürünün sınır tanımayan ve işçi yaşamını hiçe sayan bu yönü; kapitalistin kötülüğüne, hırsına ya da doymak bilmez kâr arzusuna bağlanır. Oysa sorun, tek tek kapitalistlerin bireysel hırslarından, iyi ya da kötü olmalarından, doymak bilmezliklerinden ziyade; kapitalist üretim biçiminin kendi iç işleyişinden kaynaklanmaktadır. 

Kapitalist üretim biçiminde her sermayenin varlık koşulu, sürekli olarak kendisini yeniden üretmesine bağlıdır. Bu nedenle sermayenin bütün dürtüsü, yönelimi kendisini büyütecek olan artı değere ulaşmaktır. Her bireysel sermaye, bu amaçla üretim sürecine girer; ancak bu süreçten değerlenmiş olarak çıkması, sermayenin rekabet koşullarındaki durumuna bağlıdır. Zira rekabet baskısı altında her sermaye, maliyeti düşürmek ve üretim sürecinde daha fazla artı değer çekmek zorundadır. Bu zorunluluk sermayeyi, canlı emeği daha yoğun sömürerek; kendisini büyütecek olan daha fazla artı değer yaratmaya yöneltir. Çünkü sermayenin varlığı, sürekli olarak artı değer yoluyla kendisini genişletmesine bağlıdır: “Sermaye ölü emektir, ve ancak vampir gibi canlı emeği emmekle yaşayabilir, ve ne kadar çok emek emerse, o kadar çok yaşar.” [1] 


14 Mayıs 2026 Perşembe

Kapitalizmde Eğitim ve İş İlişkisi: MESEM Örneği

Çocuğun eğitimi, insanlık tarihinin erken dönemlerinde; işin doğal bir parçasıydı. İş, insan ile doğa arasında gerçekleşen bir süreçti. İnsan bu süreçte doğayla etkileşim içerisinde madde alışverişinde bulunuyor ve bunu topluluk dolayımıyla gerçekleştiriyordu. Böylece hem bireyin, hem de topluluğun yeniden üretimi sağlanıyordu.

Bu topluluklarda çocuk, topluluğun yeniden üretimine doğrudan katılarak öğreniyordu. Avcılık, toplayıcılık ve topluluğun gelişmesine koşut basit tarım işlerinde; yaşlarına ve gelişimlerine uygun görevler üstleniyorlardı. Bilgi ve beceri doğrudan deneyimle kazanılırdı; çünkü topluluk yaşamının kendisi eğitimin bir parçasıydı. Bu anlamıyla, iş ve eğitim iç içeydi ve aralarında doğal bir birlik vardı. Çocuklar, bu doğallık içerisinde taklit, gözlem ve bizzat katılım yoluyla öğreniyordu. Bu erken tarihsel dönemde, çocuğun işe katılımı; sadece ekonomik bir faaliyet değil, topluluk yaşamına katılmanın ve öğrenmenin temel yollarından biriydi.

3 Mayıs 2026 Pazar

“Köle Tüccarı” Metaforundan Günümüze Çocuk Emeği Sömürüsünün Sürekliliği

 “Artık o bir köle tüccarı olmuştur” sözü, Karl Marx’ın kullandığı metaforik bir anlatımdır.

Bu ifade, makinelerin üretime girmesiyle birlikte; kadınların ve çocukların kitleler halinde üretim sürecine çekildiği tarihsel döneme işaret ediyor. Söz konusu bu dönem, makinelerin kapitalist kullanımının üretim süreçlerinde yaygınlaşmasıyla şekillenmiştir.

Üretimin makineleşmesi, yetişkin erkek işçinin bedensel gücüne olan ihtiyacı azaltmış; üretimi görece daha kolay kılmıştır. Böylece, daha az bedensel güç gerektiren işlerde kadın ve çocuk işçiliğine alan açılmıştır. Kadınlar ve çocuklar, kitlesel olarak açılan bu alanı doldurmuştur. Bu durum, üretim sürecindeki emek gücünün bileşimini, önemli ölçüde dönüştürmüştür.

12 Nisan 2026 Pazar

Kuralsız Sermaye, Emek Yağması

İnsana özgü olan emek süreci, insanın toplumu ve kendisini yeniden ürettiği bir süreçtir. Emek süreci, özünde yaratıcı bir süreçtir. İnsan bu süreçte beceri ve yeteneklerini, kendi ürettiği üründe somutlar. Bu yolla kişiliğini nesneleştirerek; kendisini gerçekleştirir. Bu nedenle emek harcamak, üretmek; özünde insana haz veren, onu doyuma ulaştıran yaratıcı bir faaliyettir.

Ne var ki sınıflı toplumlarla birlikte emek süreci, yaratıcı özünden koparak; emek sömürüsünün konusu haline gelmiştir. Böylece insana haz veren emek süreci, acı veren bir süreç haline dönüşmüştür. Kapitalist üretim biçimi ise bu dönüşümü daha da derinleştirerek genişletmiştir. İnsanın üretebilme potansiyeli olan emek gücünü metalaştırarak; insanı kendi emeğine yabancılaştırmış, emek sürecini insana acı veren bir zulüm süreci haline dönüştürmüştür.

24 Mart 2026 Salı

İşgünü Mücadelesinin Simgesi: 1 Mayıs

1 Mayıs, işçi sınıfının sermayenin dizginsiz sömürüsüne karşı; normal işgünü mücadelesinin tarihsel bir simgesidir. İşçilerin, insanca çalışma ve yaşama talebi etrafında birleşerek, sermayeye karşı bir sınıf olarak duruşunu ifade eder.

Sermayenin dizginsiz sömürüsü, kapitalist üretim biçiminin zorunlu bir sonucudur. Zira kapitalist toplumda üretim, sermayenin kendini büyütme ihtiyacı doğrultusunda, sermayeler arası rekabet temelinde yürür. Bu rekabet, artı değeri elde etme ve artırma rekabetidir. Bu rekabet süreci, sermaye için adeta bir varlık-yokluk sorunudur. Rekabet sürecinde yeterli artı değeri elde edemeyen, kendini yeniden üretemeyen sermaye; yok olma sorunuyla karşı karşıya kalır. Zira sermayenin varlığı ve sürekliliği; artı değer için doğrudan emek sömürüsüne ve sömürüyü artırabilme gücüne bağlıdır. Marx’ın ifadesiyle, “sermaye ölü emektir ve ancak vampir gibi canlı emeği emmekle yaşayabilir ve ne kadar çok emek emerse, o kadar çok yaşar.”[1]

2 Ocak 2026 Cuma

Çocuk İşçiliği, Kapitalistin Maliyetinden Tasarruf

Çocuk işçiliği, kapitalistin üretim maliyetinden tasarruftur. Maliyetten tasarruf kapitaliste, artı değerin bir biçimi olan kâra giden yolda rekabet gücü kazandırır. Bu durum, kapitalist üretim biçiminde; çocuk işçiliğine alan açıyor. Sermaye için çocuk emeğini vazgeçilmez kılıyor.

Kapitalist üretim biçiminde maliyet, kapitalistin üretim için yatırdığı sermaye harcamalarıdır. Bu harcamalar, üretimin koşullarına, üretim araçlarına ve emek gücüne para biçiminde yatırılan harcamalardır. Kapitalist bu üretim harcamalarından tasarrufa yöneldiğinde, üretim maliyetinden tasarruf etmiş olur. Üretim maliyetinden tasarruf kapitalistlere, üretim alanındaki rakipleri karşısında rekabet gücü sağlar.

Kapitalist üretim biçimi, maliyeti düşürme olanağını; üretimin makineleşmesinde bulur. Makineleşme, bir yandan emek üretkenliğini artırarak maliyeti düşürürken; diğer yandan da, işçilerin üretim sürecindeki bileşimini değiştirerek; emek gücü üzerinden maliyeti düşürme olanağı yaratır. Emek gücü üzerinden maliyeti düşürme olanağı, üretim sürecine koşulan emeğin niteliğinde ve genişliğinde değişim yaratılmasıyla ortaya çıkar.

5 Aralık 2025 Cuma

Toplum Yararına Değil, Sermaye için Üretim

“Bir toplum nasıl tüketmekten vazgeçemezse, üretmekten de vazgeçemez.” [1]

Toplumsal üretim, bütün toplumlar için zorunlu olan bir eylemdir. Her toplum, toplumsal biçimi ne olursa olsun; varlığını korumak ve süreğenliğini sağlamak için üretim yapmak zorundadır. Toplumların üretim süreci, bir üretim ilişkisini ifade eder. Sınıfsız toplumlarda toplumsal üretim, sömürüye dayalı olmayan bir üretim ilişkisiyle gerçekleşirken; sınıflı toplumlarda sömürüye dayalı olarak gerçekleşir. Kapitalizm öncesi sınıflı toplumlarda toplumsal üretim, köle - köle sahibi, feodal bey – köylü (serf) arasındaki kölelik ve serflik ilişkisiyle gerçekleşirken, kapitalist toplumda, ücretli işçi ve kapitalist arasındaki sermaye ilişkisiyle gerçekleşir. Sermaye ilişkisiyle toplumsal üretim, bütün sınıflı toplumlarda olduğu gibi toplum yararını değil, egemen sınıfların yararını önceler. Kapitalist toplumda da toplumsal üretim, sermayenin üretimi ve yeniden üretimi yoluyla; sermaye sahiplerinin yararını önceler. Dolayısıyla kapitalist üretim süreci, egemen sınıf olan kapitalist sınıf lehine bir sömürü sürecidir.

7 Temmuz 2025 Pazartesi

Sermayenin Güzü, Çocuk Emeğinde!

Kapitalist sistemin başlangıç döneminden itibaren, ailedeki çocuk çalışması yerini çocuk işçiliğine bırakmış; çocuk emeği, sermayenin değerlenmesinde yaygın olarak kullanılmıştır. Teknolojinin gelişmesi işi kolay kıldıkça; hünerli ve adale gücüne ihtiyaç azaldıkça çocuklar, akın akın sömürü alanları olan fabrikalara, imalathanelere çekilmiştir. Beş yaşına kadar inen çocuk işçiliğiyle, açık havada, okulda olması gereken çocuklar, dört duvar arasında 16 saate varan fiziksel, sosyal ve psikolojik yıkıma maruz kalmış; küçük bedenler, acımasızca tahrip edilmiştir.

Çocuk emeği üzerinden bu acımasız sömürüye; bir düzen verme ve belirli kurallara bağlama çabaları sürgit devam etmiştir. Bu yönde fabrika yasaları çıkarılmış, çalışma yaşının ve yaşa göre çalışma zamanlarının düzenlenmesi çabasına girilmiş; çocuk işçiliğinin yasaklanması mücadeleleri verilmiştir.

4 Haziran 2025 Çarşamba

Çocuk İşçiliğine Devletin Katkısı

Sınıflı toplum olan kapitalist toplumda eğitim, kapitalist sınıfın işçi sınıfı üzerinde egemenliğini sürdürebilmesinin ve kapitalist sistemin yeniden üretilmesinin bir aracı olarak ortaya çıkmaktadır. Kapitalist sınıfın egemenliğini tesis etmede ve sistemi yeniden üretmede eğitimin rolü iki yönlüdür. Bunlardan ilki, egemen ideoloji olan kapitalist sınıfın ideolojisini, eğitim aracılığıyla çocuklara ve genç kuşaklara enjekte etmektir. Bir diğeri ise eğitim aracılığıyla sermayenin ihtiyacı olan eğitilmiş nitelikli emek gücünü üretmek ve sermayenin hizmetine sunmaktır. Bu iki yönün birlikte ürettiği sonuç, kapitalist sistemin değişmezliğine inanan, sistemi kabullenmiş, çalışkan, sadık ve sermayenin ihtiyacı olan nitelikli emeğe sahip olan bireylerdir.

Kapitalist sınıf, eğitime devlet aracılığıyla müdahale eder. Devlet iradesiyle ve devletin ortaya koyduğu eğitim politikalarıyla eğitim sürecinin kontrolü, denetimi ve eğitim süreçlerinin yönlendirmesi yapılır. Bu yönlendirmede, siyasal iktidarlar işin öznesidir.

10 Mart 2025 Pazartesi

İş Güvenliği Önleminden Tasarruf, “Sistematik Soygun”

Kapitalist üretme biçimi, sermayenin emek üzerindeki egemenliğine dayalı sömürü ilişkisidir. Bu ilişkide hem kapitalist hem de işçi, üretime kendi çıkarlarının dayattığı zorunlulukla katılırlar. İşçinin üretime katılmaktaki amacı, yaşamını koruyup sürdüreceği bir ücrete ulaşmakken; kapitalistin amacı, kendi kapitalist varlığını korumak ve sermayesinin devamlılığını sağlamaktır. Bu ilişkide işçi, kapitalistin sermayesinin korunup geliştirilmesine ilgisizken; kapitalistte, işçinin yaşamını koruyup sürdürmesine karşı ilgisizdir. İşçinin üretimdeki muradı ücret, kapitalistin ise sermayesinin devamlılığını sağlayacak olan kârdır.

Sermayenin devamlılığının sağlanması büyümesine, büyüyebilmesi de kâra ulaşmasına bağlıdır. Aksi durum, sermayenin hareketsiz kalmasıdır. Hareketsiz kalmasıysa, sermayenin ölümüdür. O halde kâra ulaşmak, sermaye için yaşamsal öneme sahiptir. Kapitalist, bu gerçekliğin bilincinde olsun ya da olmasın; sermayenin büyüme ihtiyacı olan kâra ulaşmayı kendi yaşamının amacı sayar. Çünkü sermayenin varlığı, kapitalistin varlığıdır ve kapitalist olarak o, sermayenin bir görünümüdür. Marx’ın kapitalde belirttiği gibi “kapitalist olarak o, ancak kişileşmiş sermayedir. Onun ruhu sermayenin ruhudur.” [1] Onun hareketine yön veren şey, sermayenin isteğidir; onun aklı, sermayenin aklıdır. Bu akılda, sermayeyi besleyip büyüten kâr vardır. Sadece kâr da değil, daha çok kâr vardır.

9 Şubat 2025 Pazar

İşçinin Emek Gücü Değerinden, Ücretine


Emekçiler, kırsal alanda toprağından ve toprağını işleme araçlarından; kentlerde ise sahibi oldukları üretim aletlerinden koparıldıklarında, artık gereksinimlerini kendileri üretemeyecek duruma geldiler. Üretimin araçlarından, aletlerinden, üretimin koşullarından ve üzerinde ürettikleri topraktan yoksun kalmak; gereksinimlerini karşılamaktan da yoksun kalmaktı.

Emekçiler üretemiyorlarsa, gereksinimlerini nasıl karşılayacaklardı?

Emekçileri, üretim araçlarından ve aletlerinden koparan süreç; emekçinin çalışma kapasitesi olan emek gücünü de satılabilir bir metaya dönüştürmüştü. Bu öyle bir metaydı ki, başka hiçbir metada olmayan bir özelliğe sahipti. Bu meta, tüketildiğinde değer üretebiliyordu. Emekçiler isterlerse, sahibi oldukları bu özel metayı satarak, gereksinimlerini karşılayabilirlerdi. Tabi satmama özgürlükleri de vardı. Zira emek gücü sahibi olarak, emek güçlerini istedikleri gibi tasarruf hakkına sahiptiler. Ne var ki hukuki olan bu özgürlük, ekonomik olarak satma zorunluluğunu da içerisinde barındırıyordu. Eğer emekçiler, emek gücü metasını satmazlarsa gereksinimlerini karşılayamaz, varlıklarını sürdüremezlerdi. Böyle bir zorunluluk içerisinde bulunan emekçiler, işçi kimliğine bürünerek emek gücü metasını satışa çıkardılar.

29 Kasım 2024 Cuma

Marx’ta Eğitim ve Çocuk İşçiliği

Toplum kapitalist biçime evrilirken, çocuklar da eğitimden uzak, ucuz emek gücü olarak çalışma mekânlarına çekildiler. Rekabetçi ortamda, kapitalistin daha çok kâra ulaşma isteği ve sistemin yarattığı yoksullaşma bunu zorluyordu. Çalışma alanlarına akan çocuklar, fiziksel, sosyal ve psikolojik yıkımın en acımasızını yaşadılar. Geceli gündüzlü uzun saatler çalıştırıldılar. Ucuz emek gücü olarak, sermayenin değerlenmesinin aracına dönüştürüldüler. Çocukların çalıştırılmasındaki bu “tiksindirici” duruma karşın Marx, sanayinin gelişmesinde, gelecek kuşakların (çocuğun ve genel olarak ta bireyin); çok yönlü gelişimine olan katkısını görüyordu. Zira gelişen sanayide ortaya çıkan iş çeşitliliği ve işin kolay kılınması, bireyin çok yönlü gelişmesinin olanağını sunuyordu.

30 Ekim 2024 Çarşamba

Bir Egemenlik Aracı Olarak, Eğitim

Eğitim insan toplumuyla birlikte ortaya çıkmıştır. İlk toplumlarda eğitim, bağımsız toplumsal bir faaliyet değildi, topluluğun kendisini yeniden ürettiği iş ile birlikte gerçekleşiyordu. Toplumun küçük bireyleri, topluluğun yaşamına katılıyor, hayatta kalabilme becerisini edindikleri gibi topluluğun yeniden üretimine katılarak, doğal bir eğitimden geçiyorlardı. Daha sonraları insanlık tarihi, eğitimi bağımsız, toplumsal faaliyet olarak ortaya çıkardı. Zamanla onu, eğitenleri ve eğitilenleriyle birlikte bağımsızlaştırarak; örgütlenmiş ve planlanmış olarak okulların dört duvarı arasına sıkıştırdı. Kuşkusuz eğitim, okulların dört duvarını aşan aile içi, arkadaşlık vb. geniş bir yelpazeyi kapsar. Ne var ki biz burada örgütlenmiş, belirli bir yaştan başlayarak çocuğa, sistemli bir şekilde; belirli bir müfredat çerçevesinde; planlı ve bilinçli olarak okullar aracılığıyla verilen eğitimle ilgiliyiz.

3 Ekim 2024 Perşembe

Kapitalizmin Vazgeçilmezi, Çocuk İşçiliği


Çocukların çalışması, üretime katılması bütün toplum biçimlerinde görülür. İlk toplumlarda çocuk emeği, topluluğun bir parçası olarak üretime katılıyordu. Çocuk emeği, topluluğun kendisini yeniden üretmesinin doğal bir eklentisiydi. Topluluğun ailelere ayrılmasıyla birlikte, aile emeğinin bir eklentisi haline dönüştüler. Yaşa ve cinsiyete dayalı işbölümünün gereği olarak; evde, bahçede, tarlada, merada, hayvan bakımında; aile emeğinin bir parçası olarak aile üretimine katıldılar. Sınıflı toplumlarla birlikte yine çocuklar, üretim alanlarında bulundular. Kırsal alanda, köylü üretiminin bir parçasıyken, kentlerde, çırak olarak bir ustanın yanında çalıştılar. Emekleriyle toplumsal üretime katılarak, toplumsal üretimin bir parçası oldular. Bu toplum biçimleri, çocuk emeğinin sistemli bir şekilde sömürülmesi kavramına yabancı olduğu gibi; bütün bu çalışmalar da çocuğu, işçi olarak damgalamaya yeter bir durum değildi.

Sermaye emek ilişkisinin de ifadesi olan kapitalist toplumla birlikte, yetişkinler işçi olarak satabilecekleri emek güçleriyle fabrikaların yolunu tutmuşken; çocuklar da yığınlar halinde, sömürü mekânlarına çekildiler. Kapitalist sistem, bilimi sermayenin hizmetine verdikçe, makineleşmeyle birlikte teknolojiyi geliştirerek işi kolay kıldıkça, adale gücüne ve hünerli emeğe olan ihtiyacı azalttıkça; çocuklar, maden ocaklarında, dokumacılıkta, tuğla -kibrit atölyelerinde ve toplumun çeşitli sektörlerinde çalışma yaşamına çekildiler. Artık onlar da, yetişkinler gibi işçi kimliğiyle damgalanıp, işçi kimliğiyle üretime katılıyorlardı. Çocuklar, emek güçlerini (aile bireyi yetişkin işçiler aracılığıyla) satıyorlardı. Marx kapitalde çocuklarını sömürü çarkına veren aile bireyi yetişkin işçi için “artık o bir köle tüccarı olmuştur” [1] diyordu.

17 Eylül 2024 Salı

Meslek Hastalıkları ve İş Kazalarıyla Gelen İşçi Ölümleri: “Sosyal Cinayet”


Meslek hastalıkları ve iş kazaları yoluyla; işçi sınıfının bireyleri günübirlik kazalarla yaşamlarını kaybediyorlar. Dünya için İLO verileri, Türkiye için İSİG verileri, meslek hastalıkları ve iş kazalarının boyutunu gözler önüne seriyor.

İLO verilerine göre her yıl dünyada, 300 milyonun üzerinde iş kazası meydana geliyor ve her yıl 2 milyonun üzerinde işçi, iş kazaları ve meslek hastalıklarıyla yaşamını kaybediyor. Başka bir deyişle dünyada, her 15 saniyede bir işçi, iş kazaları ve meslek hastalıklarından yaşamını kaybediyor. İSİG verilerine göre Türkiye’de 2023 yılında en az 1923 işçi, iş kazalarında yaşamını kaybetti. 2024 ün ilk altı ayında ise en az 878 işçi iş kazalarında yaşamını kaybetti. Bu veriler ışığında söyleyebiliriz ki, çalışma koşulları adeta işçi öğütüyor. Üstelik bunlar, teknolojinin alabildiğine gelişmiş olduğu, çalışma hayatını kolaylaştıracak araçların rahatlıkla üretilebildiği bir tarihsel dönemde gerçekleşiyor.

29 Ağustos 2024 Perşembe

Kapitalist Üretim İlişkisinin Görüneni: Emeğin Değeri Yanılsaması

“Burjuva toplumun görünüşünde, işçinin ücreti, emeğinin fiyatı olarak, belli miktarda emek için ödenen belli miktarda para olarak görünür.” [1] 

Görünen, gerçeğe ulaşmada yalnızca bir veridir. Görünenden gerçekliğe uzanan meşakkatli bir yol vardır. Bu yol izlenmediğinde, gerçekliğe ulaşmak bir yana, onun örtülmüş ve tersyüz edilmiş biçimi içerisinde düşünmeye başlarız.

Emek sermaye ilişkisinde, “emeğin fiyatı”, “emeğin değeri” gibi kavramlar; bu görünüşün ifadeleridir. Bu kavramlarla düşünmek, emeği doğrudan meta olarak kavramaya yol açar. Hem gündelik dilde, hem de mücadele pratiklerinde yaygınlaşan yanılsamalı söylemlerin zeminini oluşturur.

6 Nisan 2024 Cumartesi

Ücretlerde Artış Meta Fiyatlarını Artırır mı?

İşçi için, zorunlu ihtiyaçları karşılamanın ve yaşamını sürdürebilmenin tek kaynağı ücrettir. İşçinin günlük, haftalık ya da aylık aldığı ücret; yalnızca kendisinin değil, ailesinin de zorunlu ihtiyaçlarını karşılar. Başka bir deyişle ücret, işçinin ve ailesinin geçimini sağlar.

İşçi için, zorunlu ihtiyaçları karşılamanın ve yaşamını sürdürebilmenin tek kaynağı ücrettir. İşçinin günlük, haftalık ya da aylık aldığı ücret; yalnızca kendisinin değil, ailesinin de zorunlu ihtiyaçlarını karşılar. Başka bir deyişle ücret, işçinin ve ailesinin geçimini sağlar.

Ücret, özünde işçinin ve ailesinin, fiziksel ve sosyal varlığını sürdürebilmesi için; belli bir zaman aralığında tüketmesi gereken metaların değerlerinin toplamıdır. Ne var ki işçinin aldığı ücret, çoğu zaman bu değerden sapar. Kimi durumlarda, geçim araçlarının değerinin altına düştüğü gibi kimi durumlarda da, değerinin üzerine çıkar. Ücretin, değerin altına inmesi işçinin geçim sıkıntısını artırırken; üzerine çıkması ise, yaşam düzeyini görece iyileştirir. Ücretteki bu aşağı ve yukarı doğru hareket, işçileri sürekli olarak; ücret mücadelesi içerisinde tutar. Çünkü ücret düzeyini belirleyen ana neden, işçilerin örgütlü ve bir sınıf olarak verdiği ücret mücadelesidir. Bu mücadele, Toplu İş Sözleşmesi (TİS) dönemleri ve asgari ücret belirleme süreçlerinde daha görünür olur. 

5 Kasım 2019 Salı

Kapitalist Toplumda Çocuk Emeği

Çocukların çalışması, sadece kapitalizme özgü bir durum değildir. Kapitalizm öncesi üretim biçimlerinde de çocuk emeği, aile emeğinin ve toplumsal üretimin doğal bir parçasıydı. Evde, bahçede, tarlada, merada ya da bir usta yanında çırak olarak çalışan çocuklar, üretime doğrudan katılıyordu. 

 Ancak kapitalist üretim ilişkisiyle birlikte, çocuk emeğinin niteliği değişti. Çocuk emeği sermayeyle ilişkilenerek ücretli emek biçimini aldı. Böylece çocuklar, yığınlar halinde üretim sürecine, yani sömürü alanlarına çekildi. Bu süreçte uzun çalışma saatleri, düşük ücretler ve ağır çalışma koşulları altında yoğun sömürüye maruz kaldılar. Böylece çocuk emeği, sermayenin değerlenmesinin ve kapitalizmin gelişmesinin vazgeçilmez bir aracı haline geldi. Öyle ki, kapitalizmin tarihi bir anlamda, çocuk emeğinin acımasızca sömürüsünün de tarihidir. Bugün halen, milyonlarca çocuk, sermayenin üretimi ve yeniden üretimi sürecinde sömürülmektedir.

4 Ekim 2019 Cuma

Sömürü İlişkilerinin Kapitalist Yeniden Üretimi

Kapitalist toplumda üretim süreci, sermayenin üretimi ve yeniden üretimi sürecidir. Yeniden üretim süreci, emeğin ürünlerinden; emek gücünün ise emeğin nesnel koşullarından ayrılmış olmasını gerektirir. Başka bir deyişle, bir yanda üretim araçlarına ve geçim nesnelerine sahip olan kapitalistler; diğer yanda ise, sadece, emek gücüne sahip olan işçiler bulunur. Bu ilişki üzerinden, emeğin sömürüsü aracılığıyla sermaye üretilir. Üstelik bu durum, sürekli olarak yinelenen biçimde gerçekleşir. Kapitalist üretim biçimi, bu sömürü ilişkisini sürekli olarak yeniden üretir. İşçinin emeği, üretim sürecinde sürekli olarak, kendisine ait olmayan ürünlerde kristalleşir. Sermaye biçimini alarak, kapitalistin zenginliği olarak işçinin karşısına çıkar.

Sermayenin yeniden üretimi süreci, kapitalist (kişileşmiş sermaye) tarafından emek gücünün tüketilmesi sürecidir. Emek gücü tükenirken, üretilen ürünler sürekli olarak işçiden uzaklaşır. İşçiden uzaklaşan bu metalar; kapitalist için yeni üretim araçlarına ve tüketim nesnelerine dönüşür. Böylece işçi, kendisi için değil; kapitalist için üretmiş olur. Zaten işçi, daha üretim sürecine girmeden önce, emek gücünü kapitaliste satmıştır. Üretim araçları da zaten kapitaliste aittir. Bu nedenle emek gücü tüketilirken; işçinin emeğinin kristalleştiği bütün metalar kapitaliste ait olur. Emek gücünü kapitaliste devreden işçi, böylece bütün zenginliği sermaye olarak üretir. Böylece kendisine hükmeden, kendisini egemenliği altına alan o devasa toplumsal gücüde, kendi emeğiyle yaratır.

8 Eylül 2019 Pazar

Aile ve Sermaye Arasında Kadın Emeğinin İkili İşlevi

Kapitalist toplumda kadın, emeğini iki farklı biçimde ortaya koyar. İlkinde aile içerisinde, ev içi faaliyetler yoluyla ailenin yeniden üretimini sağlar. Bu emek ücretli değildir; doğrudan değişim değeri ve artı değer üretmez. Ama çalışan işçinin, tüketilen emek gününün ve aile yaşamının yeniden üretilmesine dolaylı olarak katkıda bulunur. İkincisinde ise kadın, emek gücünü bir ücret karşılığında satarak; üretim sürecine katılır. Bu süreçte de, diğer işçiler gibi hem değer, hem de sermayenin değerlenmesini sağlayan artı değer üretir.

Bu iki emek biçimi de, sermayenin yeniden üretiminden bağımsız değildir. 

Kadın, aile içerisinde doğrudan değer üretmese de; ailenin yeniden üretimini sağladığı için; sermayenin yeniden üretimine dolaylı olarak katkıda bulunur. Zira ailenin yeniden üretimi, aynı zamanda sermaye için çocuk yetiştirilmesidir, yani sermaye için yeni emek gücünün üretilmesidir. Ayrıca bu süreç, çalışan işçinin tüketilmiş emek gücünün yeniden üretimini sağlayarak; işçiyi, tekrar üretim sürecine girmeye hazır hale getirmiştir.